E-Satış  
  1. No pasaran…

Ahmet Kaya nasıl ve niçin öldürüldü?

Tarih yapraklan milattan sonra 1980'li yılların ortalarında olduğumuzu söylüyor. 12 Eylül karanlığından henüz çıkılmamış, hava puslu ve kirli.

İşte böylesi bulanık bir iklimde, kahvelerden, kafeteryalardan ve kasetçilerin vitrinlerinden pek alışık olmadığımız bir müzik yayılıyor caddelere. Caddeden akıyor ve hiç vakit kaybetmeden sokaklara, apartmanlara ve dairelerin içine sızıyor usulca. Bu yıllarda bilhassa "devrimci" duygularını hâlâ canlı tutmaya çalışan kitlelerin ruhunda "can suyu" etkisi yaratıyor bu müzik. Bu günlerde herkes Ahmet Kaya isimli bir "özgün müzik" sanatçısını konuşuyor. Ağlama Bebek, Acılara Tutunmak ve Şafak Türküsü adlı kasetleri kelimenin tam ve gerçek anlamıyla, bomba gibi patlıyor!

Zaman içinde ivmesi her geçen gün arttı Ahmet Kaya’nın. Artık iş o raddeye varmıştı ki, 1990'lı yıllara geldiğimizde, bu "sıra dışı" sanatçıyı sadece solcular değil, ülkücüler ve dindarlar da severek dinliyorlardı. Kabul etmek gerek ki, bu toprakların pek de alışık olmadığı bir durumla karşı karşıyaydık. 90’lı yıllarda televizyon programlarıyla populitesini daha da arttırdı. Artık hiç kuşku yok ki bu ülkenin en çok sevilen ve takdir edilen sanatçılarından birisiydi. Köylerde, kasabalarda, şehirlerde, varoşlarda, kısacası bütün memlekette bir "Ahmet Kaya fırtınası" esiyordu. Herhalde 1980’lerde yola çıkarken işin bu raddeye varacağını kendisi de tahmin etmiyordu, ama o 90’lı yıllarda tam bir stardı, gerçek olan buydu.

12 Şubat 1999 akşamı, onun yaşamının hiç kuşku yok ki, dönüm noktası oldu. Magazin Gazetecileri Demeği’nin ödül töreni vardı ve dernek, "yılın en iyi müzik adamı" ödülüne, Ahmet Kaya’yı lâyık görmüştü. Bu durumdan ziyadesiyle memnun olduğu her halinden belliydi. Sevinçliydi ve mutluluğu gözlerinden okunuyordu.

Salon çok kalabalıktı, sanat, medya ve sinema dünyasının hemen bütün aktörleri oradaydı. Alkışlar arasında sahneye çağrıldı. Şarkısını söylemeden önce, yakın zamanda çıkacak albümünde Kürtçe bir şarkı okuyacağını duyurdu. Salonda "tuhaf” bir rüzgar esmeye başlamıştı. Sesler, uğultular, homurtular ve tabak sesleri artarak yayılıyordu salonda. Ama o yine de son günlerde hit olan "kafama sıkar giderim" dediği şarkıyı okudu.

Çok güzel okudu.

Şarkı biter bitmez, salonda homurtular başladı! Ve bu arada sahneye Serdar Ortaç çıktı. Söylediği şarkının arasına Atatürk'ü sıkıştırdı! Şarkının sözlerini değiştirerek, "Atatürk yolunda tüm Türkiye" gibi cümleleri şarkısına ustaca ekleyerek, ortamın daha da gerilmesine sebep oldu. Arkasından, hiç tarzı olmadığı halde, 10. Yıl Marşı’nı söyledi. Bütün salon ayağa kalkarak, bağıra bağıra bu marşa eşlik etti.

İçerde bunlar olurken, dışarıda yoğun bir kovalamaca yaşanıyordu. Yardımcıları Ahmet Kaya’yı alâl acele, başka bir odaya aldılar ilk önce. Ama burada da rahat yoktu, kafasına çatal, kaşık fırlattılar. Çok üzgün olmasına karşın, ülkenin birlik ve bütünlüğüne olan inancını dile getirdi, ama kimselerin onu dinleyecek hali yoktu. Oturdukları yerden derhal kalkarak, asansörlerin olduğu yere kendilerini zor attılar. Nihayet asansöre binebildiler ve arabalarına binerek, olay yerinden uzaklaştılar.
(Devam edecek)

Eşref Ural
26 Kasım 2012 / Antalya Körfez Gazetesi


---///---

Ahmet Kaya nasıl ve niçin öldürüldü? (2)
14 Şubat 1999 tarihli Hürriyet Gazetesi'ndeki haber , tam bir bombaydı ; "Ayıp Ettin Gözüm" başlığıyla veriliyordu . Haberin ayrıntısı çok ilginç ve bir o kadar da ağırdı; Ahmet Kaya, 1993 yılında, Berlin’de, Abdullah Öcalan'ın posterinin ve Kürdistan haritasının huzurunda, şarkı söylüyordu! Bu manşetten sonra hakkında peş peşe davalar açılmaya başlanıldı. 13 buçuk yıl hapis istemiyle dava açıldı. Çember giderek daralıyordu. Sesini duyacak, derdini dinleyecek kimseler yoktu ortalıkta. Bütün bir memleket birden bire, kör ve sağır olmuştu, belli ki dönemin "ilahları" kurban istiyorlardı! Savcılık, A. Kaya dosyasını tamamlamak için Hürriyet Gazetesinden "Ayıp ettin gözüm" başlıklı haberin görsel ve yazılı belgelerini istedi. Gazetenin hukuk bürosu, 25 Kasım 1999 tarihli cevabi yazısında, ellerinde böyle bir materyal olmadığını bildirdi. Çünkü haber asparagas, fotoğraflar da montajdı! İşin daha da ilginç yanı, Ahmet Kaya 1993 yılında Berlin'e hiç gitmemiş ve doğal olarak oralarda hiç konser vermemişti!

Ahmet Kaya, aynı yılın Haziran ayında Avrupa'ya çıktı ve oralarda bir dizi konser düzenledi. Konser sırasında da zaman zaman dinleyicileriyle konuştu, duygularını ifade etti. Ve 20 Temmuz 1999 tarihli Hürriyet Gazetesi’nin manşeti, bardağı taşıran son damla oldu! Haber , "Vay Şerefsiz" başlığıyla şöyle veriliyordu; "Avrupa turnesindeki konserinde sanatçı Ahmet Kaya, arabamı şerefsizlerin ülkesinde bıraktım, dedi! " Oysa bu haber de çarpıtılmıştı ve Ahmet Kayanın sözü aynen şöyleydi; "birkaç şerefsiz yüzünden arabamı da memlekette bıraktım!"

Artık olaylar çığırından çıkıyordu. Hürriyet başyazarı Oktay Ekşi, "Bir Densiz " başlıklı yazısıyla hücuma geçti ve çok ağır bir yazı yazdı. Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök de girdi kavgaya; "Çirkin Adam" diye seslendi köşesinden. Fatih Altaylı'nın yazısı herhalde en ağır olanıydı; "Parayı veren Ahmet'i alır" başlıklı bir yazı yazdı. Cahil dedi, yalancı dedi, parayla satın alınabilecek bir adam portresi çizdi. Söylemediği sözler, sanki söylemiş gibi, sürekli Hürriyet Gazete’si haber yapıyordu.

Linç korosuna sadece Hürriyet değil, Sabah Gazetesi de katıldı. El birliğiyle bir "hain" imal ediliyordu ve hiç kimse, ama hiç kimse, "durun yahu, yazıktır, günahtır, sakin olun hele" demiyor, diyemiyordu.

Fazla şansı yoktu, son yüz elli yılda bu topraklarda başı dara düşen pek çok aydının ve muhalifin yaptığını O da yapmak zorunda kaldı. Artık Paris'teydi, bu şartlarda Türkiye'ye dönemezdi. Sürgündü, kaçaktı, kırgındı ve üzgündü. Kendi ülkesinde ise gayrı, "haindi", "cahildi", "şerefsizdi". Ve ince sanatçı yüreği bu duruma bir yıl dayanabildi! 16 Kasım 2000 tarihinde, henüz 43 yaşındayken, bu dünyaya veda etti. Hâlâ Paris'te bir mezarlıkta yatıyor.

Türkiye'deki hayranları öldüğüne bir türlü inanamadılar ve hâlâ inanmayanlar var. Oysa 1957 senesinin bir sonbahar günü Malatya dağlarındaki bir köyde dünyaya gelen güzel sesli bu yoksul çocuk, hayata veda etmişti, çıplak gerçek tam olarak buydu.

Bildiğimiz kadarıyla annesi Türk, babası Kürt kökenliydi. Ve babanın Alevi olduğu hatırlanacak olursa, büyük ihtimalle baba da Kürt değildi, çünkü Kürtler Aleviliği hiçbir zaman tercih etmediler, tarihi belgeler açıkça bunu söylüyor. Alevi İslam inancı, genel olarak Doğu Anadolu Türkmenleri'nin ortak tercihiydi. Ama artık bunun hiç önemi yok. Kürt olduğuna inanan ve bu kimliğini kendi üslubunca dünyaya haykırmaya çalışan haylaz, isyankâr, sıra dışı ve fakat çok güzel sesli bir müzik adamına bu topraklar dar gelmişti. Zaten Ahmet Kaya'nın Kürt olmama ihtimalini düşünmeme sebep bir diğer etken de bu oldu; Kürt olsaydı bu kadar kolay linç edemezlerdi!

Peki niçin linç edilmişti, kelli felli adamlar niçin bu yoksul Anadolu çocuğunun üzerine çullanmışlardı? Şimdi de bu sorunun peşine düşelim.
(Devam edecek)

Eşref Ural
27 Kasım 2012 / Antalya Körfez Gazetesi


---///---

Ahmet Kaya nasıl ve niçin öldürüldü? (3)
90’lı yıllar bu toprakların görüp göreceği en berbat zaman dilimidir. Hep söylüyorum, Allah bu millete bir daha o günleri yaşatmasın! Dünya yüzünde ne kadar şeytan varsa 90’lı yıllarda bu toprakların üstüne çökmüştü ve doğal olarak herkes, şeytanların cirit attığı bu süreçten nasibini alıyordu. Ve işte Ahmet Kaya da bu sürecin mahsulü ve bu sürecin maktulüdür.

Ve ben hala iddiamın arkasındayım, Ahmet Kaya, bazı çok bilmiş liberal solcu arkadaşların iddia ettiği gibi, Kürt olduğu için değil, yoksul bir Anadolu çocuğu olduğu için linç edildi! Çok açık söylüyorum, Kürt olsaydı onu koruyan bir aşiret yapısı mutlaka olurdu ve bu gerçeği bilenler de zaten onun üstüne bu kadar kolay gidemezlerdi.

Baba işçiydi, anne muhtemelen okuma yazması olmayan bir Türkmen kızı. Ve bu gariban ana-babadan doğmuş bir çocuk, yaklaşık on beş yıldır adından söz ettiriyordu. Televizyonlarda yer tutuyordu. Müzik yaparak, saz çalarak, şarkı söyleyerek basamaklan tırmanıyordu.

Sağcısı da onu çok seviyordu, solcusu da. Ülkücüsü de, devrimcisi de, İslamcısı da. Yani bu topraklarda yaşayan herkes, dünya görüşü ne olursa olsun, bunca haylazlığına karşın, yer yer şımarık laflar etmesine karşın, hatta bazen şarkılarını ideolojiye kurban etmesine rağmen, yine de bu çocuğu seviyordu. Ve bana göre asıl affedilmez büyük suçu da buydu!

Kim oluyordu da bu kadar popüler ve bu kadar çok sevilebiliyordu? Bu milletin sevgilisi olmayı hak edecek ne yapmıştı ki, ihtimal üniversite bile okumamıştı! Ona mı kalmıştı televizyonlarda cirit atmak? Ona mı kalmıştı her gün medyada boy göstermek? Haddini aşmıştı ve katli vacipti!

Elbette biliyordum bazı konserlerinde zamanın duygusal iklimine aykırı lakırtı ettiğini. Elbette duyuyordum kimi zaman, "bu kadar da olmaz artık" dedirtecek işler yaptığını. 90'lı yılların o kanlı süreçlerinde kalbinin hep bir tarafa daha yakın olduğunu hissettiriyordu bize. Oysa bu milletin tamamı seviyordu Ahmet Kaya’yı. Ve fakat O, bunu göremeyecek durumdaydı.

Peki, tamam da, bu topraklar Hoca Nasrettin gibi bir mizah abidesine sahip olmakla övünmüyor mu bin senedir? Hacı Bektaş ve Mevlânâ gibi iki büyük hoşgörü deryasına yoldaş olmakla gurur duymuyor mu bunca asırdır? Peki o halde, neydi medyanın o hali? Neydi koca koca adamların yalnız ve kimsesiz bir çocuğu parçalama içgüdüsünün sebebi? Haydi aklımızı aldılar diyelim, her daim sahip olmakla övündüğümüz vicdanımıza ve imanımıza ne olmuştu? Onlar nere saklanmıştı? "Söyledikleri gençlik heyecanıdır, sanatçı şımarıklığıdır, olur bunlar, gelir geçer" diyemez miydik?

Saz çalmaktan ve şarkı söylemekten başka hiçbir meşgalesi olmayan bir genç adam, bütün milletin gözleri önünde hunharca katledildi ve bu ülkedeki etkili ve yetkili hiçbir Allahın kulu kalkıp da; "durun hele yahu, yazıktır, günahtır, sakin olun, herkes işine baksın" demedi, diyemedi. Herkes başını kuma gömmüş, fırtınanın geçmesini, yani infazın tamamlanmasını, bekliyordu.

Bunca hırsıza, bunca uğursuza, bunca katile ve nice halk düşmanına asırlardır sofrasında her daim yer verebilmiş bu bereketli toprak, 20.asrın son günlerinde, Malatya dağlarında doğmuş ve hayata kendi üslubunca haykırmaya çalışan yoksul ve içli bir Anadolu çocuğuna dar geldi , meselenin özü budur.
( bitti )

Eşref Ural
28 Kasım 2012 / Antalya Körfez Gazetesi

resul76

harika bir yazı abiciğim,durumu çok güzel anlattın helal olsun sana..

20.01.2013 20:59:42


sanazrazm

ahmet kayanin ismi bana keske olmeseydi kelimesini hatirlatior... yorumnal cok guzeldi.. bilmedigim seyleri ogrendim...

05.03.2013 12:27:51


Zulkufyaris

Ahmet kürttü, türktü, çerkezdi, lazdı, ermenidi, acemdi, araptı, aleviydi o ki bizim yüreğimizi sıcak tutan içimizdeki insanlığı dışarıya çıkaran, özgün müziğiyle insan hak ve hürriyetini savunarak hakları satılan kürt kardeşlerimizin, sınıfsal ayrıma maruz kalan ve ezilen türk kardeşlerimizin piriydi. Hepimiz Ahmet Kaya'yız...

14.04.2013 12:01:58


braveheart

Seni hiç görmedim ama inanmalısın ki atan kalbimde seni duyuyorum Sevgili...

09.05.2013 12:00:37


entel-maganda

gerçekten çok güzel yazı. Ama artık diyebileceğimiz sadece bu. Onu bir daha göremeyeceğiz onu bir daha canlı dinleyemeyeceğiz. Amma olsun biz onun fikirlerini düşüncelerini hayata bakış açısını sonuna kadar yasatacagız.

27.06.2013 02:04:41


DerinDarbe21

--

30.06.2013 17:38:24


serkan21

gelmeyeceğini bilebile bekliyor işte insan...

04.08.2013 02:27:39


Bernafiliz

Çok acı. Bunun hesabı sorulmuştur umarım Hürriyet gazetesinden -hiç zannetmiyorum ama- insanların başkalarının başarısına tahammülü yok. Okulda Ahmet Kaya dinliyorum diye bir öğretmenim beni uyardı. Disipline gitmek tehdit etti. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Eminim sebebini sorsam bir açıklaması olmayacaktı. Mantıklı ve kesin bir bilgisi yok. İnsanların beyni ne derece yıkanmışsa bazılarının bu isme bile tahammülü yok. Ne acı ki böyle mükemmel bir sanattan mahrumlar. Rabb'im kalplerine vicdan nasip etsin.

20.10.2013 00:59:43


Bernafiliz

Çok acı. Bunun hesabı sorulmuştur umarım Hürriyet gazetesinden -hiç zannetmiyorum ama- insanların başkalarının başarısına tahammülü yok. Okulda Ahmet Kaya dinliyorum diye bir öğretmenim beni uyardı. Disipline gitmek tehdit etti. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Eminim sebebini sorsam bir açıklaması olmayacaktı. Mantıklı ve kesin bir bilgisi yok. İnsanların beyni ne derece yıkanmışsa bazılarının bu isme bile tahammülü yok. Ne acı ki böyle mükemmel bir sanattan mahrumlar. Rabb'im kalplerine vicdan nasip etsin.

20.10.2013 00:59:44


Şewdar

Hadi bakayım kaç yüz yıl sonra bir Ahmet Abe gelir bu topraklara bu ülke elindekilerden vazgeçmeyi çok çabuk başarıyor..

22.11.2013 18:26:22