E-Satış  
  1. No pasaran…

Mehmet Akif'ten Ahmet Kaya'ya uzanan kısır döngü...

Murat Salim Tokaç yönetimindeki İstanbul Devlet Türk Müziği Araştırma ve Uygulama Topluluğu, Mehmet Akif Ersoy'un şiirlerinden yapılan besteleri iki CD'de"Dili Yok Kalbimin" başlığıyla albümleştirdi.

Bu albümde hem hepimizin bildiği şarkılar hem de benim ilk kez dinlediklerim var.

Örneğin Şerif İçli'nin bestelediği Hüseyni şarkının güftesinin Mehmet Akif'e ait olduğunu bilmeyen müziksever var mıdır?

"Ezelden aşinanım ben, ezelden hem-zebanımsın
Beraber ahde bağlandık, ne olsa yar-ı canımsın
Ne olsam zerrenim, kalbimde hâlâ çarpar esrarın
Gel ey canan, gel ey can, kalmasın fedaya didarın"
Bu şarkıyı Tuba Akyol pek de güzel yorumlamış.

Dili Yok Kalbimin" albümünden bestelerinde Rumeli rüzgârı estiren Rüştü Eriç'in (1914-2007) Suzinak şarkısını Eda Karaytuğ'dan dinlerken, bugünlere de yansıyan siyasi ve ideolojik kamplaşmalarımızı yine düşündüm.

Mehmet Akif'in şu dizelerini Rüştü Eriç'in bestesinden seslendiriyordu Eda Karaytuğ:
"Bütün eşya Hüda'yı zikreden bir sırr-ı hikmettir
Kemanın bi-güman Allahü Ekber'den ibarettir
Hulusumla seni tes'id edersem çok mudur Sa'di
Tecelli eyleyen kudret elinde başka halettir"

Atatürk dönemi bakanlarından birinin çok yakın akrabası olan ve o dönemin siyasal kavgalarını hâlâ bugün oluyormuş gibi yaşayan bir hanımefendi ile, geçen yıllardan birinde bir mağazada kasa başında karşılaşmıştım.

Çok öfkeliydi.

Bana dert yandı,
- Üzerinde Mehmet Akif'in resmi olan bir banknotu bana vermek cüretinde bulundu bu kasiyer, dedi.

Sonra kasiyere döndü, anlatmaya başladı,
- Bu Mehmet Akif Atatürk devrimlerine karşı olduğu için Türkiye'yi terk edip Mısır'a yerleşti. Ben bu adamın resminin bulunduğu bir kâğıdı nasıl kabul edebilirim...

Kasadaki genç kız şaşkın, o 20 lirayı aldı yerine iki tane 10 liralık banknot verdi öfkeli hanımefendiye...

O genç kızın 1920'lerin, 30'ların kavgasının bir banknottaki resim üzerinden sürmesini anlaması imkânsızdı...

Mehmet Akif şiirlerinin şarkılarının seslendirildiği albümde, resmi ideolojinin çok dışında olduğu için Türkiye'yi 2000'li yıllara gelirken terk etmek zorunda kalan Ahmet Kaya'nın (1957- 2000) bestelediği, güftesi Mehmet Akif'e ait olan ve Uğur Kaya'nın okuduğu bir Kürdi şarkı da vardı...

Ahmet Kaya'nın bestesi
"Ey sürüden arkaya kalmış yiğit
Arkadaşın gitti haydi sen de git
Bak ne diyor cedd-i şehidin işit
Haydi git evladım açıktır yolun
Zalimlere karşı bükülmez kolun
Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun
Uğurun açık olsun uğurlar ola"

Böyle bir kısır döngüdür kemikleşmiş kamplaşmalarımız.

Nâzım Hikmet'in şiirlerini beğenenlerin aynı anda Necip Fazıl'ın şiirlerini de beğenmeleri sanki mümkün değildir. Ama bir düşünün...

Mukaddesatçı Mehmet Akif'in şiirini materyalist Ahmet Kaya bestelemiş...

İkisi de "Resmi İdeoloji" ile barışık olmadıkları için Türkiye'den uzaklara gitmişler.

Mehmet Akif 1923'ten beri yaşadığı Kahire'den Türkiye'ye döndüğü 1936'da vefat etmiş.

Ahmet Kaya ise Paris'ten dönememiş...

Şiirle müziğin birleşmesini dinlerken "Ne bitmez tükenmez bir kamplaşma geleneğimiz var" diye de düşündüm.

Mehmet Barlas
01 Mayıs 2011 / Sabah