E-Satış  
  1. No pasaran…

Gülten Kaya: Ahmet Kaya’dan bu yana katettiğimiz yol bu kadarcıkmış!

Sosyal paylaşım sitelerinde olay Ahmet Kaya’nın durumuna benzetildi. Vatan’a konuşan Ahmet Kaya’nın eşi Gülten Kaya şunları söyledi:”Ölen evlatlarımızın acısı, benim içimde, kalbimde şarkılar tüm dillerde söylendiğinde azalacak. Eğer yüzyıl boyunca biz özgürce Kürtçe şarkılar söyleyebilseydik-dinleyebilseydik, kaybettiğimiz evlatlarımız bu gün bu şarkılara eşlik ediyor olacaktı. Ahmet Kaya’dan bu yana ülke olarak katettiğimiz yol bu kadarcıkmış demek ki... Hazin!”
Zehra Çengil
17 Temmuz 2011 / Vatan Gazetesi


Konuyla ilgili basında çıkan haber ve köşe yazıları;

Yok öyle yağma!
Cuma gecesi yakın bir arkadaşımdan mesaj geldi... "Burada olmalıydın, Açıkhava karıştı" diye... Sonrasını anbean "Messenger"dan detaylarıyla izledim önce fotoğraflarla, ardından protestoları kendi kulağımla dinledim! Teknoloji acayip bir şey, korkutucu! Olayı herhalde hepiniz biliyorsunuz. "Buica ve Suyun Kadınları" konserinde Tuncelili, Kürt sanatçı Aynur Doğan sahnede Kürtçe şarkı söylediği için protesto edildi. Pardon sosyal medyada ağzıma geleni hemen o dakikada yazdığım için, gelen tepkilerden anlıyorum ki, protesto söylediği ilk Kürtçe şarkıya değilmiş, sonrasında niye Kürtçe devam etmiş, niye Türkçe söylememiş? Ne fark eder sevgili okuyucu? Ne fark eder? Açıkhava-'yı Caz Festivali için dolduran kalabalığa hep beraber bakalım... Paralı, kalburüstü, okumuş olduklarına kuşku yok herhalde! Hani beyaz Türk cinsinden! "Madem şehitler dışında başka bir şey düşünmüyorlardı niye koştur koştur konsere gittiler" hamasetini yapacak değilim. Ama o kalabalık o gece bir sanatçıya, bir kadına büyük bir ayıp işledi... Aynur Doğan, Kürtçe ağıdını okudu, ardından ikinci Kürtçe şarkıda protestolar başladı. Sahneye minderler, pet şişeler fırlatıldı. Tabii ellerine ne gelirse onu fırlatır bu sizden benden üstün azınlık, Ahmet Kaya'ya çatal bıçak, Aynur Doğan'a pet şişe! Ve bu tepki Açıkhava'yı dolduran dinleyicilerin yüzde 30'unun tepkisiydi. Az buz bir oran değil yani. Sonrasında İstiklal Marşı okumaya kalkmalar, Aynur Doğan sahneden ininceye kadar yerlerini terk edenler, ıslıklar, yani primitif insanın yapacağı her tür gösteri... Kısaca, o gece "Beyaz Türkler" Aynur Doğan'a haddini bildirdi ve rahat etti! Zamanında Ahmet Kaya'ya da yapmıştık, Hrant Dink de nasibini aldı "burnunu sokmaması" gereken konulara girdiği için, "milletin iradesi" diye diye içimize fenalık getirdikleri Meclis'te aynısını yaklaşık 300 bin oyla seçilen Merve Kavakçı'ya da yaptık! Bugün ise 13 canımızı kaybetmenin "sözde" acısıyla bir sanatçıya daha haddini bildirdik. Sözde acı diyorum; çünkü bir dile, bir kimliğe düşman olmanın o acıyla, o gençleri toprağa vermekle falan ilgisi yok. O şehitlerin birkaçının evinden Kürtçe ağıtlar yükseliyordu, acaba haberiniz var mı? Kimliğimiz insanlığımızın bir parçasıysa değerlidir; insanlıktan çıkarıyorsa o kimliğe lanet olsun, Türk ya da Kürt! Şiddet maalesef her türden ırkçı, şoven ve faşistin sesini yükselmesine ve küstahlaşmasına sebep oluyor. Özgürlükçü demokratlar ise siniyor, sindiriliyorlar! Şiddet arttıkça had bildirme güdüsü artıyor! Ahmet Kaya'ya 10. Yıl Marşı, Aynur Doğan'a İstiklal Marşı... Ama bugün farklı! Kimse kusura bakmasın ama bu öfkeli kalabalığa ortalığı bırakacak değiliz! Yok öyle yağma! Bu topraklar hepimizin, bu kültürler, bu kimliklerle gurur duyuyoruz. Açıkhava-'da İstiklal Marşı söyleyenlere gelince... Komiksiniz, acınası haliniz var! Öylesine acınası ki bilmeye, görmeye, tanımaya bile çalışmadığı bir kimlikten, bir dilden korkan küçük çocuklar gibisiniz. Korktukça saldırıyorsunuz. Ama yemezler! Bu sefer olmaz! Bu ülke bu faşist kafadan çok çekti, bu kafa sayesinde çok kanlar döküldü, çok canlar gitti... Bu ülkenin tüm çocuklarını sizlere emanet etmeye hiç ama hiç niyetimiz yok! Bence bırakın korkularınızı bir tarafa, anlamaya çalışın ve aynaya bakın!

Balçiçek İlter
17 Temmuz 2011 / Habertürk



---///---

Yeni bir Ahmet Kaya vakasına karşı uyardı
CHP Genel Başkan Yardımcısı Tanrıkulu, dün yayımladığı mesajında da caz konserinde sanatçı Aynur’un Kürtçe şarkı söylemesi nedeniyle protesto edilmesi konusunda yeni bir Ahmet Kaya vakası yaşanmaması uyarısında bulundu:
“Ülkemizin neresinde ne acý varsa bu hepimizin ortak acısıdır. Ama bu acının sebebi ne Kürtçedir, ne de Kürtçe şarkı söyleyen Aynur’dur. Kürtçe şarkıya tahammül edemeyen bir ortamda barış, kardeşlik konusunda nasıl yol alınacağı merak konusudur. Başta siyasiler, kanaat önderleri ve tüm toplum söylemlerindeki nefret, dışlama, yok sayma unsurlarını temizlemelidir. Ne zaman ki insanlar anadilinde şarkı söyleme hakkını hiçbir baskı görmeden gerçekleştirir, o zaman gerçek bir demokrasi ve barıştan söz edilir.” 18 Temmuz 2011 / Radikal Gazetesi


---///---

Hayır, bu sefer olmaz
Cumhurbaşkanının “Güzel şeyler olacak” dediği günlerden; Başbakanın “Artık her şey farklı olacak” diye tehdit savurduğu günlere geldik. Bu aslında, “Her şey eskisi gibi olacak” demekti ve oldu da.

Aynur Doğan, günler öncesinden planlanmış uluslararası bir flamenko konserinin orta yerinde lince maruz bırakıldı ve sahneden inmek zorunda kaldı. Tıpkı, on iki buçuk yıl önce Türkiye’nin magazin sosyetesinin çatal bıçaklı linç girişimine maruz kalan Ahmet Kaya gibi...

İstanbul Caz Festivali’nde, Harbiye Açık Hava Tiyatrosunda “Keçe Kurdan”a karşılık “İstiklal Marşı” şovu yaşandı önceki gece. İspanyol asıllı, beş Grammy Ödüllü Flamenko Ustası Javier Limon’un “Suyun Kadınları” adlı projesinde Akdeniz’in diğer usta kadın sanatçılarıyla birlikte yer alıyordu Aynur Doğan. Ve alkışlar arasında geldiği sahnede, iki şarkı söyleyebildi ve sahneden indi.

İstanbul Caz Festivali organizatörleri, İKSV yetkilileri ve Javier Limon... Ne yaptılar dersiniz? “Kürtçeyi istemiyorsanız, İspanyolca verelim” dediler ve ortalık yıkılırken konser Buika ile devam etti. Kürtçenin susturulmasına açıkça göz yumdular.

“Böyle bir günde Kürtçe söylenir mi?” diyor birileri. Günler, aylar öncesinden belli bir program. Olmasa ne olur? Evet, tam da bugün söylenir, söylenmeli. Daha önce hiç söylenmediği kadar gür; daha önce hiç söylenmediği kadar hüzünlü...

20 gencin acısı yüreğimizde tazeyken; barış ihtimalinin uzaklaşmakta olduğunu görmüşken; asker annesinin Kürtçe ağıdını dinlemişken haber bültenlerinde... Kürtçe, Türkçe ve bilebildiğimiz her dilde barış için şarkılar söylemeli.

“Gönül Yarası” filminin unutulmaz repliğinde, “Bu türküye ağlamak için Kürtçe bilmek mi gerekir?” dedirten sestir Aynur Doğan. Tarihi acılarla dolu topraklar için ne kadar anlamlı bir söz. Kardeşimizin dilini bilmesek de, ağlamayı bilebilmek ne güzel. Ortak acılardan bir “ortak vatan” çıkar mı, bilinmez. Ama bugün, kritik bir eşiği yaşadığımız da ortada. Ankara’da, Elazığ’da ve pek çok yerde Kürtlere yönelik saldırı haberleri geliyor. Aydın Germencik’te Kürt işçiler “halay çektiler” diye linç edilmeye kalkılıyor. Sosyal medya, “kin kusan”, “nefret yayan” mesajlarla dolu.

‘90’larda kaç kez yaşadık biz bu senaryoyu? Linçlerde, öfkeli saldırılarda kaç kişiyi kurban verdik? Daha önce gür çıkan sesler, nasıl bir günde suskunluğa büründü? Hep birlikte gördük, yaşadık, izledik. Ahmet Kaya, “Vay şerefsiz” manşetleriyle sürgüne gönderilirken de, radyolar, televizyonlar şarkılarına sansür koyduğunda da izledik. Kaç kanlı oyun tezgahlandı; gerçeği ancak yıllar sonra öğrenebildiğimiz.

Ahmet Kaya linç edilirken, “10. Yıl Marşı”yla, “Bir Başkadır Benim Memleketim” ile sahneye doluşan zevatın sesleri, yüzleri hatırlarda. Bugün demokrasiden, özgürlükten söz ediyor pek çoğu. Bir kaç istisna dışında; “izlemek ile yetinen”ler de vardı kuşkusuz. “Kürtçe”nin adını duyunca aklına marşlar gelen; nefret içinde öne çıkanlar, bugün yeniden ayağa kalkmaya çalışıyorlar. Gazeteler “vay şerefsiz” manşetleri atsın; herkes sussun, kendileri konuşsun istiyorlar.

Söyleyecek fazla sözleri de yok aslında; bu yüzden her fırsatta “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganını duyuşumuz; bu yüzden her fırsatta “10. Yıl Marşı”na, İstiklal Marşı’na maruz kalışımız.

“Hayır, bu sefer olmaz” diyenler de var bu kez. Alkışlayanlar, karşı sloganlar atanlar, öfkeden ağlayanlar... Şişeler, minderler havada uçuşurken, “son bir umut” barışa, kardeşliğe, belki de tek bilmedikleri Kürtçe’ye sahip çıkmak için çırpınanlar... Kavga etmeyi göze alarak; savunmaya çalıştılar barışı... Ne mutlu onlara...

“Hayır, bu sefer olmaz” gerçekten; olmamalı... Bu kadar acının üzerine, bu kadar umut yeşermişken olmaz. “Keçe Kurdan”ı, Aynur Doğan’ı dinlemeliyiz ve dinleyeceğiz inadına. Bir elinde ülkenin bayrağı, öbür elinde sopalar, satırlarla lince girişenin önünde durmalıyız bugün. İster müzisyen olsun, ister inşaat işçisi Kürt kardeşimize kalkan olmalıyız.

Savaşın sesi ne kadar gür çıkarsa çıksın, her dilden şarkılarla “Barış” demeliyiz daha gür sesle. Susmaya, sinmeye hakkımız yok; “acaba”larla vakit kaybetmeye de...

Ne ‘80’leri, ne ‘90’ları, hatta ne de 2000’leri yeniden yeniden yaşatma çabalarına karşı, hiç değilse bu yıl doğanlar silahların gölgesinde büyümesin diye boynumuzun borcu...

Eğer “Yaşadıklarımızdan öğrendiğimiz bir şeyler” varsa; böyle olmalı.
Mustafa Kara
17 Temmuz 2011 / Evrensel Gazetesi



---///---

O zafer işaretini yapmayacaktı
12.5 yıl sonra yeni bir Ahmet Kaya vak'ası mı yaşandı?

Soru bu.

Ahmet Kaya, 10 Şubat 1999'daki İstanbul Maslak Princess Hotel'deki Magazin Gazetecileri Derneği (MGD) ödül gecesinde yuhalanmış, üzerinde çatal bıçak yağmıştı.

Aynur Doğan da 15 Temmuz 2011 gecesi İstanbul Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda Kürtçe şarkılar okuduğu için yuhalandı, sahneye minderler yağdı.

Ahmet Kaya, ödül aldıktan sonra kelimesi kelimesine şöyle konuşmuştu:
- Önümüzdeki kasette, Kürt asıllı olduğum için, Kürtçe bir şarkı yapıyorum ve Kürtçe bir de klip çekiyorum... Ve bu klibi yayınlayacak yürekli insanların olduğunu da biliyorum. Yayınlamazlarsa, Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını da biliyorum. Teşekkür ederim.

Sonra ödül aldığı son albümünden "Giderim" şarkısını okudu ve sahneden indi.

Yuhalamalar başladı.

Herkesin atladığı ve bugüne kadar pek telaffuz edilmeyen bir detay daha var.

Ahmet Kaya tekrar sahnenin önüne geldi, mikrofonu aldı ve şöyle dedi:
- Kürt realitesini kabul etmeyenler var. Bunu, yuh çekenlerin kafasına vura vura kabul ettireceğiz.

Bardağı taşıran da bu oldu.

Oturduğu masaya çatal bıçak yağması ondan sonradır.

Gelelim Aynur Doğan konserine... İsmail Küçükkaya'nın tanıklığından öğreniyoruz:
- Aynur, ilk Kürtçe türküsünden sonra çok alkış aldı. Yanık sesli genç kadın, yüreğinden gümbür gümbür gelen sözleriyle Kürtçe ağıt okurken, içimizden şehit askerlerimize gözyaşı döküyorduk. İkinci Kürtçe türkü de çok alkış aldı. "Burada bırakmalı" diye iç geçirdim. Üçüncü türküye başlayınca "Biraz da Türkçe söylesene" diyen erkek sesi... Bir başkasının "Şehitler ölmez" sloganı... Aynur durmadı, söylemeye devam edince, dinleyicilerden protesto sesleri yükseldi. Tansiyon iyice yükselince sahneyi terk etti. Fakat giderken bir hatası vardı, işaret ve orta parmaklarıyla zafer işareti yaptı.

Toplumsal duyarlılık artmışsa... Yas, matem havası esiyorsa... Akil adamlar bile "Umutlarım tükenmeye başlıyor" demeye başlamışsa... Dikkat etmek gerekiyor.

Az durup beklemek, tahriki körüklememek, ateşe bir odun daha atmamak lazım geliyor.

Ahmet Kaya olayı patladığında Kürtçe şarkı bu ülkede yasak değildi. Ama hatırlayın, Abdullah Öcalan olaylı MGD gecesinden 5 gün sonra Kenya'da paketlenip Türkiye'ye getirilmişti.

Aynur Doğan da 13 şehidin acısı çok sıcakken... Çoğu daha toprağa verilmemişken sahneye çıkıyordu.

Devlet, medya, kamuoyu Ahmet Kaya'yı linç etti.

Bugün artık, Aynur Doğan için aynı şey söz konusu değil.

Kürtçe şarkısını elbette söyledi, söyleyecekti de...

Sadece...

O zafer işaretini yapmayacaktı.
Tarık Toros
18 Temmuz 2011 / Bugün Gazetesi


---///---

Tahamülsüzlük... 

İstanbul’da düzenlenen caz festivalinde yaşanan olay yeni bir Ahmet Kaya vakası adeta.

Magazin Gazetecileri Derneği’nin 12 yıl önce düzenlenen ödül töreninde yaşananlar hâlâ hafızalarımızda tazeyken; benzer zihniyettekiler önceki gün yine çıktı ortaya...

Hassas bir gündü. 13 şehit vardı. Yapanlar Kürt kimliğiyle terör estiren hainlerdi ama Aynur Doğan o ırkın dilini kullanarak sanat yapan bir şarkıcı, bir yorumcuydu...

Dert şu ki biz ne ayrılmayı ne de bir araya gelmeyi beceremeyen bir toplumuz.

Birbirimize kesinlikle tahammülümüz yok. Ama et tırnaktan ayrılmaz misali ayrılığı da asla akla getirmiyoruz.

PKK’nın yaptığı da tam bu işte. Milliyetçi duyguları kaşıyarak çatışma ortamı yaratmak.

Türk halkının öfkesinden yararlanarak kan dökmek!

Bu aşamada düşünmek ve iyi tahlil etmek gerekiyor olanları.

Aynur Doğan’ı yuhalayanlar unutmayınız. Devletimiz terörist başını muhatap alıyor. Bir geç kadın Kürtçe şarkı söylemiş çok mu?

Aynı kafa Hrant Dinkt olayında da Ahmet Kaya olayında da sahnedeydi.

Önceki gün sadece anımsadık.
Kaan Özbek
18 Temmuz 2011 / Şok Gazetesi


---///---

Kim çaldı 13 evladımın gençliğini anne
Ben tarifsiz kederler içinde, cigara üstüne cigara içip yitirdiğim 13 evladıma yanıyorum ama dilimde rahmetli kardeşim Ahmet Kaya’nın şarkısı:
Hani benim sevincim nerede
Bilyelerim topacım
Kiraz ağacında yırtılan gömleğim
Çaldılar gençliğimi anne...

Evlatlarımın da gençliğini çaldılar be Ahmet. Ama Kürtler çalmadı onların gençliğini. Kürtlerin yüz karası, başlarının belası, utancı çaldı. Adına Pe Ke Ke denen, uyuşturucu mafyasının kiralık katilleri çaldı evlatlarımın gençliğini.

Öcalan’ın liderliği sorgulanıyormuş, Karayılan, “bizi dağdan ancak Abdullah Öcalan indirebilir” demişmiş. Apo “15 Temmuz koşulları değişti. BDP meclise gitsin, yemin etsin. Barış Konseyi kurulacak” açıklaması yapmış ama kimse ona kulak asmamış. Bana ne be! Aysel Tuğluk ben yavrularımı yitirdiğim gün “Demokratik Özerklik” ilan etmiş; batsın onun demokratik özerklik ilanı! Aynı kadın 5 Mayıs’ta CNN ekranlarından “kötü şeyler olacak!” demişti bir baykuş edasıyla. Oldu da! Kına yakınız hanımefendi, kına yakınız!

Aynur Doğan 2011 Caz Festivali’nde Kürtçe şarkı söyledi diye yuhalanmış; sahneye minder fırlatanlar olmuş! Aferin size taş kafalılar! İspanyolca, İngilizce, Rumca şarkıya alkış Kürtçe şarkıya yuh! Kürt kardeşimle Kürtçülük ticareti yapanları birbirine karıştırmayın! Türkçülük tüccarlarına da kulak asmayın. Hani Ahmet’e de söven, yarım akıllı, kendine gazeteci, aydın ya da sanatçı diyen, Türkçülük ticaretinden avanta sağlayanlar! Kusura bakma Aynur kardeş; amaç, senin de belirttiğin gibi kardeşliğimizi bozmak. Ama bozamayacaklar! Bizi birbirimize düşüremeyecekler...

An gelir biter muhabbet/ Şarkılar susar heves kalmaz/An gelir evlatlarım düşer toprağa/ An gelir bir kan gölü kalır geride... (Rahmetli Atilla İlhan’ın muhteşem şiirini biraz değiştirdim. Kusuruma bakma Atilla Ağabey.)
Aziz Üstel
18 Temmuz 2011 / Star Gazetesi

protest

bazı yazar arkadaşlar üstü kapalıda olsa halen ezilmişleri suçluyor.tabi ya bizde yuttuk onların demokratlığını.onlara sözüm sebep ve neden ilişkilerine baksınlar.baksınlarki etki ve tepkiyi anlasınlar.bizim kardeşliğimizi kimse bozamaz derken kendi kurallarıyla dayatma yapıyorlar.eğer gerçekten biz kardeşiz diyorsanız hadi gelin hepimizin evet diyebildiği bir konuyu konuşalım.sadece gücü elinde bulunduran sistemin dayatmasını değil.

02.09.2011 14:14:34