1. Cem-i Cümle Üç kritik zaaf

Gözlerim Bin Yaşında

ARALIK 2006

Prodüktör: Gülten Kaya
Prodüksiyon Asistanı: Ömer Ovacık
Demo Kayıtlar-Editing: Emrah Aydoğdu
Kayıtlar: Stüdyo GAK, Stüdyo Özden
Mix-Mastering: Sedat Polat
Grafik Tasarım: hayalgucutanitim.com
Şarkı sözlerini görmek için başlıkların üzerine tıklayabilirsiniz.
Bu albüm hakkında görüşlerinizi bildirmek için tıklayın.
Bu albümün mp3'lerini indirmek için tıklayın.
1 AKLANACAK DÜNYA

alnının orta yerinde
bir azap dövmesi hayat
ve kader
acının
çilenin harmanıdır
yiğitlik zulmün sofrasında
dayanmak da
direnmek de
yarın bunları böyle yazacak

yarın bunları böyle yazacak
aklanacak direnme günleri
kavga aklanacak
aklanacak dost da
düşman da
gökyüzü kandan
irinden azade
gökte
suda
toprakta
ilk cemre ile
aklanacak dünya

zordur zorbalığı omuzlamak
yokluğu
acıyı omuzlamak
gönül vermek ateş kusan kavgaya
bir idam fermanı gibi belalı
uzak bir umut gibi yalnız.
ve mayın gibi döşenmek
hesabı kitabı görülmüş
zincirlenmiş dağlara

sonra dostun nice dost
düşmanın nice düşman olduğunu görmek
fırtınayı
tufanı göğüslemek
yenilmemek
yıkılmamak
zordur
açlığın gencecik gelinlere pusu
ve körpe canlara mezar olduğu
anasını sattığımın dünyasında
dayanmak
direnmek
ve bir bayrak gibi gerilmek
zulmün
zorbalığın
dönekliğin önüne
zor olan bir şey daha var elbet
alnının orta yerinde
hıyanetin mührü
ve göğsünün gürültüsünde
korku yatarken
aydınlık günleri düşlemek
sevgiyle
içtenlikle öpmek çocukları
ve dünyaya
gururla bakabilmek...

kimseyi suçlamayacaksın elbet
umut kör kuyulara tutsak
inanç zindana zincirlenmişse
kör bir bıçak gibi çaresiz
boş silahlar gibi yaslıysalar
yorgunsalar
bin yılların köleliğinden
şifresi çözülmeyen bir haber gibi
gözlerinin içinde duracaksın.

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ahmet Kaya
2 NABZIM BİR DEVRİM SABAHINDA

asi karargahların uğultusudur
sabahın seher vaktinde
ilk tomurcuk çiçeğe durur
doğrulunca arkadaşlar sığınaklardan
kıpırdanınca dünya
ve halklar
sırt sırta vurunca
davranırım

davranırım coşkuyu omuzlayarak.
hücrelerimde volkanik zelzeleler
ve gözlerim ışıltısında
taze bir fidandır yaşamak
mağrur, alımlı, taze bir fidan.

kahrın penceresini aralayarak
hınçla giriyorum dünyaya
yaşlı küre çatırdıyor ağırlığımdan
ve karşı koyuyor bana
adi masallar anlatarak
saray artıkları
oysa anamın ak saçları şahidimdir
şahidimdir doğumdan giden gelinim
ve karanlık fatihalarıyla
çocuk mezarlıkları.

insan yumuşacık cinayetler düşünebilir
allahı düşünebilir
ve meczup kralları
mihrapların derin manasına oturtabilir
ama acayip gelir nedense
gökyüzü böyle sonsuz
toprak böyle bereketli dururken
cesetlerle dolu muhaceret yolları
açlık
ve insan soyunun sefaleti

işte bu yüzden işgal ordularından çözülen müfrezeler
kahraman milislere bağlar atardamarlarını
ve çekilmiş bir hançer gibi ışıldar
ve bana kanayan yaralarından
onikiye çakılmış bir kurşun olarak devrim
her günün yirmidört saatinde.

ey günahkar dünyanın yüz akı
sevdalıyım sana

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ahmet Kaya
3 BUĞDAY TANESİ

bir buğday tanesinden
bin bereket getiren
tetikte şehvetle ürperen umut
diri bir kadın memesidir
emersin emersin
çıldırır mavzerde mermi

ve gözlerin
patlayan bir mayın cehennemi
dağlar davranıp doğrulanda
su
azgınlık çağına varanda
filiz dal ucunda sır

ak elleri boğum boğum kınalı
mavide bir nazlı mavi bezenir
morda bir sevdalı mor
ve destan
şavkır alaca şafaklarda
kardeşim (………)
sesini dağlara serper şiirim
ve devşirir bereketini
dijle’de bir kanlı köpük
nemrut’ta buz
ve çeteci yürek
korkusuz
çelik ışıltılı bir bıçak
çılgın bir eşkiya gözü
bir katre karanfil.

dağlar davranıp doğrulanda
su azgınlık çağına varanda
filiz dal ucunda sır
umut
umut
diri bir kadın memesi
emersin emersin
çıldırır mavzerde mermi
ve gözlerin
patlayan bir mayın cehennemi

gün akça doruklardan kopar da gelir
umudu sevdaya katar da gelir
dost nice öfkeleri kapar da gelir
selam eder körpem, morca dağlardan

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ahmet Kaya
4 MART ŞİİRLERİ

çoğalt gecenin kapılarını
zulmün kasaturalarını
acıyı ve hüznü
ve ihaneti çoğalt:
artık kendimizi yargılayabiliriz!

Söz: Orhan Kotan
5 DOSTA DÜŞMANA KARŞI

bu türkü mor dağların emanetidir
firari mahpuslara bir avuç su
bir türkü dilimi içerdekine
çeyiz sandığına oyalı yazma
memeye süt
ve baharın toprağa bereketidir

sığmaz dört duvarın yasına, dikenli tele
cesur bir mermidir mavzer yatağında bu
önü kıtlık-kıran, zemheri
ardı ateş gülü
kızılcık
ve menekşedir.

bir teli asuri vurur, biri keldani
ve yeşile çalar her mevsim
petrol mavisini
kan kızılını
kavruk dudakların tuzunda tadı
fırat’ı
dijle’yi vurur
heyy bre
şahin gagasında can suretidir
kara saçlım
gül benizlim
sevdiğim
bu türkü
mor dağların emanetidir

gün kar yanığı yüze vuranda
depreşir gökçe yürek
kasketi kederde
gömleği kan
sevdası bir uçurumdur
gözleri kor tanesi
gözleri hançer
gözleri cesarettir
krizantem çiçeğidir emeği gülüm
elleri cesurdur
ve de hünerli
mor dağlarında ardında
üç koca destan
üç koca dünya
üç denklem
üç şifre
üç atom çekirdeği
ve bir çakmak
bir kıvılcım
bir de dinamit

gün kar yanığı yüze vuranda
mor dağların türküsü gelir
onlar güneşin bağrında ateş
yeryüzünde bir taze çiçektiler
namluda namusun fişengi
isyanda yürek
kara düşte
bembeyaz gerçektiler.
bin yılların sevdası
nazlım
sabır kıyısında
kin köpüğü
al almada
başaklarda
gül dudakta hasret.

söyle türkünü sen
erinme nazlı bacım
ağlamadan
karalar bağlamadan
kına gecelerinin sevincinde
lurke’de, govend’de
temirağa’da.

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ahmet Kaya
6 2. KURAL

işte sabahın seheridir bu
sevdanın bir çift gözünü
güneşler büyüten gözlerini
dağlar sabahın ayazında
yanar durur gizli bir gökyüzü

şafakları yok
ürperir seher
gece direnir
bir yara
bir sancı
bir soru gelir dağlardan
ve öfkeyi kin dalına asarlar
olsun deyu

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ahmet Kaya
7 1. KURAL

hep eski bir zamanı getirir
gidip de dönmeyene
dönüp de görmeyene
bu muhacir sızı
bu hasret

ve sabır
kin dalında kızıl bir gonca
dökülür kahrın güz ayları
odunsuz, etsiz-ekmeksiz
gün olur kıtlık kıran
gün olur feryat figan
dökülür umudun oyaları
dökülür buzlu rüyası mahpusların
gün olur bir miting alanıdır
gün olur
diz döver and veririz
parlar namlularımızın ucu
gün olur alanların orta yerinde
birer birer kuşuna diziliriz.

biz ki umudun bahçıvanıyız
gönül kin dalında sevda üretir
çağın destanıyız dijle boyunda
ıssız acılarda delik deşik olmuş gelinler
ve gözleri
pusularda
vişne gibi çatlayan kaçakçılarla
güller kararan dünya bahçesinden
doğmadan ölen çocukların ipince sevincine
gül fidelerini serpip geçen analarımız
destan içre sızlayı sızlayı gelir

eğer akacaksa gökyüzüne doğru
toprakta döllenen tohum
tütecekse kaynayan tencerenin buğu
küskün tomur dal ucunda çatlayacaksa
ve karımın karnında oğlum
tekmeleyip rahmin ince duvarlarını
o büyük çığlığa ulaşacaksa
yürüsün bin yıllardan bu yana
zulmün kan lekeleri

cevher
kömürün karasından çalınsın
çünkü yürek
katil mermilerin önünde
aça söne
vura düşe gülüm
delire köpüre
umudun alevini çoğaltacaktır
bileni bileni yanıp dönerken
hıncın çelik ışıltılı bıçağı

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ahmet Kaya
8 3. KURAL

hüznün çürük fidelerini
kendi ellerinle büyütmüşsen
her yanlışa bir kalın çizgi çekerek
ve basarak yok oluşun kirli zillerine
genç olmanın
sorumsuzluğun
çelik iğneli hıç’larını boynuna geçirerek
gülerek faşizmin dost yüzlü kahpeliğine
gencecik fidelerini halkın
hıncını isyanını
bin yıllardır döllenip duran
ipek yapraklı goncasını
güneşten sakınıp
aydan kıskandığım ‘’kalbimin kızıl saçlı bacısını’’
bir ağızda zemheriye çıkarıp
aptal bir pire kadar inatçı
bir kırkayak gibi merhamete çağrılı
bilinç çılgını intiharlarda
vurduysan nabzın fırtınasını
kent yüzlü düşlemelere
bir kırık mavzer gibi
bilesin beni!

bilesin beni oy beni, bilesin beni
dağlarda güneşin son parıltısı
ve toprak damlı evlerde umut sönerken
yitik mağaraların dibinde
pusuda beklerken ölüm
bilesin beni.

ve sen beni
dostlarımın
kurşuna dizilen dostlarımın
şah damarda donan kızıl kanında
korkuya
kahpeliğe
yüz karasına
çiğ damlaları gibi yürürken sevda
mermilerin yanağında tel tel örümcek
gözlerin
menekşe gözlerin
kavrulmuş
yoksul
acılı
ve kömür ocaklarında
ak güvercinler hançerlenirken
bilesin beni
oyy bilesin beni.

boynum ipe çekilmiştir
çekilmiştir dost
beynimde felç
yüreğimde kanser üremektedir
ve bir gurbet türküsü gibi durmaktadır hayat
dağların çapak tutmuş hazin yalnızlığında.

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ara Dinkjiyan
9 SEVDALIYIM SANA

deli deli akan suların hasretinde
genç bir kadın gibi kıvranır toprak
şehrin kirli şamatasından uzak
umudu üryan, aydınlık
yalansız ve yiğitçe
teke tek bir dövüştür seni yaşamak

teke tek bir dövüştür seni yaşamak
köleliğe ve intihara dair ne varsa
gözyaşlarında birikip duran
hem kederli rüyaları gelinlerin
hem gurbete giden erkeklerin kahrı
yani öfke ve kin
yani acının tırpanı
hıncı kurşuna dizilenlerin
kelepçe kollarında
idamlıkların
mahsus mahal dedikleri zindandan
barbar sultanların saraylarına doğru
kahpece vuruşanlara inat
sapına kadar erkekçe
yalana dolana sapmadan
teke tek bir dövüştür seni yaşamak

sana ben
aç çocukların gözlerinde vuruldum
damarlarımı kanatarak geçiyorum toprağını
içimde
hırçın bir başak gibi atıyor sevdan
öfkeyi kınından soyuyorum.
demek istiyorum ki
çevremde sekip duran
dünyanın sevincidir
çünkü köleliğin yasından
benim nişanımda
isyanın yüce destanı göğerecektir

başkaldıran yığınların coşkusu
gece seninle ışıyacak
seninle karılacak sabahın harcı
sevdalıyım
sevdalıyım sana
ırgatın bağrından sökülen şafak

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ahmet Kaya
10 GEREĞİ DÜŞÜNÜLÜR

gereği düşünülür:

bir cehennemdir
dünyanın başörtüsüne
kusar dar ağaçlarını
beynin çıplak damarları çatlar
çaresizdir
yürek serçe vuruşlu
umut
makinalı tüfeklere karşı
piranha sürüsü içinde
bir yitik can gibi
ve coplar
dipçikler
gaz bombaları
binbir yıl hapis
işkence
ölüm:
sular suskundur

sular suskundur oy
gencecik dallarda bir avuç yeşil
bir gurbetçi keklik tadındadır
hüznün zehirli sıtması
bir ayrılık
bir yoksulluk
bir ölüm
ve karardıkça kararır
gencecik karımın pembelikleri.

çünkü silahların ucu paslıdır
bir çiğdem çiçeği gibi narin ve çiğli
mor dağların ardında
mor dağların ardında gelin kızlarım
gelin kızlarım suskun, yaslıdır

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ahmet Kaya
11 6. KURAL

korkuyu acıyla budadılar
gencecik hayatlarını kusarak
bin dert ile burulmuş yüreklerinde
sevda bin bir cehennemle dağlandı
ve şarkılar söyleyerek
vurdular dünyanın yüzüne
korkuyu acıyla budadılar

cümle dudakların sustuğu
gerdeğin
ve döllenmenin sustuğu
coşkunun sustuğu
umudun
ve kavganın sustuğu
ve süngünün padişah olduğu gecelerde
zindanlarda ve işkence odalarında
acıyı irinli yaralara bastırarak
hayata gencecik vücutlarını kusarak
korkunun ateş dilini budadılar

artık lekesiz vurmalıdır bilek damarları
yalansız, utançsız ve yazıklanmadan
yürek kıyasıya vuruşmalıdır.

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ahmet Kaya
12 GURURLA BAKIYORUM DÜNYAYA

çünkü isyan bıçağıdır böğrüme saplanan sancı
çünkü harcımı öfkeyle, imanla karıyorum
ve kederin
ve solgun yüzlü işçilerin üzerine
dağ başlarının hırçınlığı savruluyor benden.
çünkü beni ateşiyle dimdik tutan kin
çünkü benim gözbebeklerimde tutuşan şafak
miting afişleri
cesur pankartlar
ve binlerce militan
derin denizlerin aydınlığı
zorlu sabahlar
gökyüzü ve lale
sıkılmış bir yumruk gibi giriyoruz hayata.

çünkü ben sevdiğim kızı
yaşamak gibi
halkım gibi sevdiğim kızı
/ki şiirini yazamayan
ve türküsünü söyleyemeyen halkım gibi
binlerce ve binlerce kurşunlanan halkım gibi
zincirlere vurulan
savaşlara yollanan
vergilere bağlanan halkım gibi
felç olmuş yalnızlıklara bırakarak
büyük acıların ve gözyaşının içine bırakarak
şiirlerimin bir bıçak gibi ışıldadığı
devrim türkülerini
ve başkaldırmayı öğreten dudaklarını
bir kere olsun öpemeden
bir kere olsun tutamadan kaygısızca
serin bir yaz gecesi gibi ürperen ellerini
hatta boynunu ve ayak bileklerini
bilemeden, bilemeden, bilemeden
vurdum yüreğimi şanlı kavgaya

barışın ve özgürlüğün dağlarına yürüyorum işte
/yiğitsen uslandır beni
ey yasakların
kahpeliğin
ve soygunların koruyucusu
türkü çağıran kızlarımı sustur
ve kahraman oğullarımı,
mezar kaza kaza kederli, kızgın
tohum serpe serpe hünerli
ve sömürüle sömürüle bomboş
ve açlığın
ve zulmün izlerini
derin uçurumlarında taşıyan ellerimi
nacaklara ve tırpanlara sarılan ellerimi
mavzerlere sarılan ellerimi
zincirlere vur gücün yeterse.

ama adına yaşamak dersen
ot gibi, saman gibi yaşamak dersen
bir solucan gibi yerlerde sürünerek
ezilerek
sömürülerek
re-zil-ce
çatlayan tomurcuğun
doğan çocuğun çığlığını duymadan
gül benizli sevgilinin
titreyen göğüslerini öpmeden doyasıya
korka korka
yana yana
her gün biraz daha derinden
her gün biraz daha kapkara duyarak ölümü
aç ve arkasız
köpekleşerek
yaşamak dersen
bu yürek
çat diye çatlasın ulan!

gelgelelim parlayan güneşi
emekçi halkların
kahraman halkların güneşini
şehvetle içine dolduran toprak
şimdi sımsıcak
şimdi ulaşılmaz
şimdi olgun meyvelerle dolu
bahar bahçelerini salmaktadır dünyaya
ve gül benizli sevgilinin dudaklarında hayat
bizi aşka ve kavgaya çağırmaktadır
bıçak kemiğe dayandığı
ok yaydan fırladığı için değil
bu bezirgan saltanatı
bu zulüm bitsin diye

ağaran günler için
yeni bir dünya uğruna
yüzlerinde cesaretin onuru
ve imanlı gücü dövüşen dünyanın
emperyalizme karşı dövüşen dünyanın
ve ölüme
gülerek koşan genç savaşçıların
al bayrakları dalgalansın
kinle boğuşan yorgun yüreği
aydınlansın diye anamın.
felaketler geçirmiş anamın
dişleri dökülmüş kederli ağzı
ağlamaya hazır gözleri
safrası
ve sonsuz
ve dağları eriten sabrı,
merhameti

yani bir bütün halinde insanlığımız
yunsun, arınsın diye duru pınarlarda
alın terinin namusu kurtulsun diye
kurtulsun diye sıcak somun
acı soğan
ve çiçekli basmalar
ahdettik
vefa ettik
kelle koyduk
ölen ölür dostlar
düşmanlar heyy heyy
kalan sağlar

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ahmet Kaya
13 SON YERİNE

Kirsiz-passız, arı duru özümüz
Namussuza kanlı hançer sözümüz
Çok uzaktır dostlar, çok uzak bizim yolumuz
Düşüne dövüşene bin selam olsun

Söz: Orhan Kotan
14 NEHRİ DESTANI

bir yanım arz-ı miri
bir yanım haraciyye
benim çürüdüğüm zindan
halkların fideliğidir.

benim gömüldüğüm toprak
bin yılların tarlası
yedi iklim
dört bucak
sevda ile sürülen
başağından binbir çiçek getiren
ve kuşların
çiçekleri.
gözleri çapak çapak
aşiret çocukları
zincirde
pusuda tutmaz
türkülerde söylerler.
benim ellerimin hünerinde
yüreği çatal civan
dört bir yanı
sevda ile karılmış
kınalı fatihadır
doğan çocuğun altın çığlığı.

benim atmadığım dağda
ya gece
ya zulum
ya esaret.

cehennemden hınç kuşanıp gelirler
kanlı taçlarında zincirli seher
tan yerinin ağartısı dönektir
ve sınır karakolları
kaçakçı ölülerinden
muhacir halklara derttir
kederdir.
aşiret beylerine intihar
gül yüzlü gelinlere hasrettir.
hasrettir nazlım
hasrettir belalım
hasrettir buruk
çaresiz
uslu
hasrettir:

sapı kiraz dalından
çeliği kırk gün kırk gece
iliklerinden su yemiş
bilgelerden akıl
ululardan dirayet derlemiş
ve aşiret kadınlarından vefa
destanlardan yiğitlik almış
eğri ucu kürt hançer
deli urartu
elleri turuşpa’da başak başak açılan
benim atmadığım dağda
çiledir
öşürdür
ve kelepçedir.

gül açar
meyva verir deng’imiz
elbet
bir türküde söylerler bizi
güneş vurukça açar
zulüm vurdukça düşer
ipe çekildiysek eğer
/be şeref ü zureker
mahabad’tan
rewanduz’a
cizre’ye
ip atıp
kin ördüğünden.

benim göğerdiğim toprak
halkların isyanıdır
şeyh ubeydullah nehri derler adıma
kanım
acılıdır
çaresiz
yorgun
ve yaralıdır.

ve gözlerimin akı
kan akıtır geceye
ve ellerim büzülmüş
felce girmiştir
toprağım kısır
çiçeğim vurgun
yüreğimde
yüreğimin içinde
bir hayın mermidir kölelik.
ne kırlangıç uçar
ne serçe düşer
bir osmanlı paşaları
divan kurup
yargı tutar
bir de
eli kanlı safevi sultanları
idam sehpasına mührümü asar
selam ederim halkıma
baş eğip
el bağlamasın.

benim çatladığım başak
halkların emeğindedir
açılır gönlümün bağı
ya zindandan
ya zulümdan gelirim

al bu ellerimi ateşte kavurm
gülümü
goncamı gecede çürüt
ve zor getir
cefa getir
dayatma getir:
dal ucunda açan tomur
penceremde donmasın
etekleri
etekleri canım eyy
tutuşmuş gelin kızlarım
zindanda zulümde döl tutsun benden.

benim atmadığım dağda
ya zulüm
ya öşür
ya esaret
ubeydullah nehri derler adıma
acılıdır birinci yanım
ikinci yanım cinayet
üçüncü yanım zindandır
işkencedir.
dördüncü yanım akıl sır ermez
göz görür
dil söylemez.
beşinci yanım bebeğimin kaderi
altıncı yanım bir cehennemdir.
umuttur
sevdadır yedindi yanım
sekizinci yanım bilinmez
dokuzuncu yanım kölelikten
onuncu yanım ihanettendir.

benim yürüdüğüm sırat
dijle’de köpük köpük
fırat’ta meddir, cezirdir.
ve mezopotamya’nın yeşil yüreği
demiri döve döve
mermeri oya oya
duvarı dele çıka
baharın bereketinde
süren filizindedir.
ne güz gelir yaprağının ucuna
ne kış tutar köklerinin dilini
benim çürüğüm zindan
halkların fideliğidir.

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Xoşnav Tilli
15 BU ŞİİRİN KURALSIZ SON SÖZÜ

gayrı dur durak yok kardeşler
yanında sevgilinin aziz ölüsü
ötede bir köylü militan
uzakta işçi dostlar kurşunlanıyor
ve dünyanın öbür ucunda
bir avuç doların kahpe çarkında
kahraman halklar doğranmaktadır.

toprağın ekmeğin hesabıdır bu
zulmün zorbalığın hesabıdır bu
sevdanın hasretin hesabıdır bu
gayrı dur durak yok kardeşler
çınlasın doruklarda kavga borusu

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ahmet Kaya
16 7. KURAL

hıncın kan köpüklü kıyılarında
kinle bilenmiştir bu yürek
-ya kavrulup kuruyacak
vurulmuş bozkırın ortasına
atılmış derin kuyulara
olmuş zorbanın maskarası.
ya zehrini içine boşaltacak
ateş çemberinde çıldırmış
ya köpek gözleri uysal ve sadık
ve zari zari
boynunda demir hıç’lar…

değil dostlar
bu değil
silahım
sevdam
umudum
bir forsa değil

hıncın kan köpüklü kıyılarında
kinle bilenmiştir bu yürek
ak günlerin gürül gürül sabahlarında
topraktan fışkıran bir başak gibi
hedefe saplanmış bir kurşun gibi
kan gibi
hayat gibi
kavganın muzaffer uğultusunda.

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ahmet Kaya
17 İÇTEN İÇE

kimi zaman fırtınadır borandır
kimi zaman işkence zindan
paslı bir kurşun gibi bağrımızdadır
içten içe yuvalanır durmadan

Söz: Orhan Kotan
18 DÖNEMEÇ

Acıya yaraşan yüzden korkarım
Kokuya bulaşan yürek çarpıntısından
Gözlerime kıvılcımlar düşüren yalım
Erlikte döllenen kahpeliktedir

Zulmün namertliği umrumda değil
Napalm yangınlar umrumun haricinde
Yaralar kansere vurup dursa da
Durur mu namluda patlayan fişenk

Al gönülden volkan gibi öfkeyi
Püskür sonuna kadar
Uyku ölüme merhaba demek
Susmak
İntihar

Nice belalardan vurup çıktı bu yürek
Daha nice belaları göğüsleyecek
Artık namuslu olmak yetmiyor
Namusun mihenk taşında vuruşmak gerek.

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ahmet Kaya
19 BÜYÜ

dünyaya
hedefine yönelmiş
namlulardan bakmalısın
kanında fırtınalar dolaşan
bir ihtilal neferi gibi
bereketli bir bahar gibi
etrafına çiçekler saçarak.

gür bir ırmaksın
dağlarda-tepelerde
damarlarımı ısıtan kansın
dünyaya
hedefine yönelen
bir namlu gibi bakmalısın kardeşim
sen esir halkların isyanısın

sen esir halkların isyanısın
binlerce kutbun ortak hedefinde
çıplak
çelik bir hançerdir hayatın
umut
mübarek bir kandildir sende
ve sevda
barış
bereket
durur ellerinin
ellerinin hünerinde.

silah çatan çetelerin öfkesi
hıncı militan yüreklerin
ve namusun
kavganın
hürriyetin
hürriyet fidesi

büyü
bereketli bir bahar gibi
etrafına çiçekler saçarak.
büyü
uzasın ellerin kamboç çetelerine
bolivyadan mitralyözler kuşanıp gelsin
vursun ateşli yüreğine ortadoğu’nun
büyü
tek tek kuşanarak acılarımı
büyü
isyan güllerinin rahminde
bereketli bir bahar gibi
etrafına çiçekler saçarak.

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ahmet Kaya
20 5. KURAL

büyür çetelerin hıncı
biri nurhak’tan
biri gılaladan sökülür gelir
bir top ateş olur türküler
elmayı dalından koparır gibi
düşer gibi sevgilinin gül yanağından
zulmün dikenli tellerine gerilir.

bayrakları göndere çeken çocuklar
uzak bir destandır kangölü guruplarda
aç bir çocuk ağlar ağlar durur
bir gelin parmağıyla deşer rahmini
bir ana tandıra düşer, kavrulur
radyoda ince saz, ney taksimi.

büyür çetelerin hıncı
kent ince ince susar
ve geçer günlerin biçare
ardında yıkılmış bir hüzün
bir pula satılası olur bu dünya.

dönek ellerine değince kelepçeler
saplanır yüreğini kemirir umutsuzluk
ve korku
bir kahpe yaradır içerden işler
vurur hançerini şah damardan ihanet
satarsın ulan
satarsın açılmamış gonca gülü

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ahmet Kaya
21 UMUT

Vurdukça kızgın demire
Hünerli balyoz
Umut
Asla yenilmeyecektir.

Söz: Orhan Kotan
22 PEŞMERGE

kıvılcımlar toplayarak çoğalıyorum
yanmış yıkılmış ocaklardan
karnımda savaş alanlarından bir mahşer
bir kıyamet binlerce yumruktan
atıyor yıldızlar birer ikişer
isyan
ki bir hançerdir
kandan
kan çeliktendir
açıktır emniyeti silahların
çırçıplak ortada namus
ve hürriyet
hürriyet birinci sözü kitapların

bayrak namluların ucunda
bağrında dinamit fitilleri
ve çakmak taşları avucunda
kıvılcımlar toplayarak çoğalıyor……….

serptiğim tohum gürüldeyerek götürür toprağa
başkaldıran halkların uğultusunu
yanmış yıkılmış ocaklar kıvılcımlanır
halkımın gözbebekleriyle teçhizatlanmış
mukavemet çetelerine bağlanır antenlerim
ve çünkü döl yatakları köpük köpük gelinlerim
ve katledilmiş umuduyla hayat ve kahır
sonra açlık ve darağacı

ve simsiyah bir ağrı:
vatansızlık

bundandır işte yüzümde zindanların parçalandığı
dağlarda bir gök gürültüsü gibi yaşadığım
bundandır

korku ihanetle bütünleşir
ben silahımla
yani silahıma nişanlıdır istiklal
ve köz kömürde tavlanan demir
ve çığlık çığlık girdapların ihtilali
çatırdayarak göğeren bir orduyum
ki, aşiret halklarından destanlar getirir
çağın yürek ağrılarına kavgam

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ahmet Kaya
23 HALKLARIN KARDEŞLİĞİ ADINA

yeni bir dünya için kardeşler
yeni bir dünya için bu kavga
bu kan
bu zulüm
yeni bir dünya için kardeşler
yeni bir dünya için bu sabır
bu kin
bu sancı

aç çocukların cesetleri ve küçük orospular
titreşir duvar diplerinde salhane demokrasisi
dilenci sokaklarda fukara mintanlar giyinir ihtilal
çünkü yaldızlı kolonyel şapkası
ve uzun beyaz sakalıyla finans kapital
dolarların azgın dişlilerini
dağların damarlarına geçirmektedir

canevinde mürteci bir intihar
ve işgal ordularının yüzü suyu hürmetine
hey gözünü sevdiğimin demokrasisi
başı boynuzlusu da
eli kelepçelisi.
ve dalkavuk
ve cümle üç kağıtçı namussuzu
telgrafın tellerine kuşlar konmuyor
oturmuş körpe yüreğe korkunun zindanları
ve savurmuş kara türküsü açlığın
beş vakit salahına yoksul müslümanları.

ülkem bir zulüm cenderesidir işte
kıyı köşe mezbaha
orta yer giyotin
sofraya kahır taşınıyor
akşamları, ekmek yerine
ve geceleyin eşleriyle değil
acılarıyla yatıyor, çiftleşiyor insanlarım
bakmayın bayram seyran gevişen aşaire
türküleri ezgileri yalan
kavgaları yalan
dağların o yanında
beller büken
evler yıkan
bu yanında
soygun
talan.

dönek elleri ve katil yüreğiyle ihanet
darağaçları kurmaktır cami avlularına
bağımsızlığın kahraman çocukları
mavzerlerin intiharında
mavzerlerin intiharında cıbranlı halit seyit rıza.
hilali bir türküdür dersim mağaraları
ak tolgalı mirimiran haykıramaz artık
suskundur
külhani cakasıyla milli cephe

bu dağlarda vuruldu boyunduruk
kınalı türkülerin boynuna
halkların kardeşliği adına
bu dağlarda deşildi gebe kadınların karnı
bu dağlarda boğazlandı istiklal-i tam.
oysa namlular daha soğumamıştı

ekmeğimiz yoktu
mermimiz yoktu
bin can ile
bir umut ektiğimiz
toprağımız yok.
dağlar gibi yığıldı ölüler
ve ayaklar altında namusumuz
lanetlenmiş
aç çoluk çocuk
kadınlarımız, davarlarımız
haldan bilmez
geçit vermez kanlı zilan
of off off be

tifüs ve kanser
ve siyatik
difteri
kalp yetersizliği, ülser vesaire
ve cümle illeti muzır haşeratın
bir de açlık
bir de zulüm
ah bir de zindanlar
ıssız bir uğultudur doğanın padişahı
fideler cılız
dağlarda umudun hazin sancısı
toprağın bağrında tohum kan revan içindedir.
ve kan revan içindedir türkülerimiz:

“kış günüdür güller açmaz
dallarda bülbüller ötmez
can arzular elim yetmez
vahh lımın
bırindarım
içerden
içerden yar içerden
kes bağrım yar içerden’’
işte namus
intiharı düşünür kederinden
ve bu boş tencerenin onulmaz kahrı
utanır kendi kendinden
birebir vermeyen toprak
karabasan yaşlı öküz. sebisübyan aç-susuz ne giden ne beklenen var ve dağlarda çırılçıplak eşkiyalar.

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ahmet Kaya
24 4. KURAL

sürdük geceye yıldızları
ışıktan yollar döşedik
ve damla damla erirken yıldızlarımız
toprak damlı evlerde umut sönerken
başladık yeniden güneşten döllenmeye
ıssız bir acıya bin süngü birden batarken.

yıkılanlar oldu bu sıra
korku
çürümüş bir beyin olarak
kafalarda yatarken
dağ başlarında kurşunlandılar
doğan bir çocuğa armağan oldu adları
unutuldular
korkuları unutulmadı.

kent yorgunu paslı bir alkol gecesine
kitaptan
katliam gibi korkan general gecelerine
radyolara
radarlara
ajans haberlerine
ve
burjuva düşlerine yıkıldılar.

dağlar bir acılı masaldır artık
ve üniversite
kan davalarından arta kalan bir feodaldir
gelinler ağlayarak girer gerdeğe
türkü söylemesini bilmez çocuklar
gözlerim bin yaşında evliya türbeleri
sen yoksun diye…

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ahmet Kaya
25 BU SEVDA

Seni gökyüzlü çocuklar
Nazlı gülüşlerde verir
Bu sevda sağ komaz beni
Sağ komaz, beni öldürür

Söz: Orhan Kotan
26 ÇAĞRI

elverir ki coşku
haylaz çocuklarını boğazlamasın

avunmak elbette kolaydır
şehri yiğit bir türkü gibi dolaşmak
dağlara destanlar düşünmek kolaydır
hapislere bir sevinç çığlığı gibi düşmek
kızların diri göğüslerinde matbaalarda
ve kongre zabıtlarında dünyayı tazelemek
yeryüzüne depremler düşürmek kolaydır.
çünkü binlerce militanın rüzgarlı macerası
bir kurşun bile değildir namusun mavzerine

gönlün kahpeliğine tutsaksın açıkçası
asıl savaş alanı suskundur arkadaş
sahipsizdir
asıl savaşçılar afyonlu, mütevekkil
öyleyse
şehrin girdabında çalkalanan zulüm
halkın şanlı isyanına işaret değil.
bodrum duvarlarına öfkeli yazıları
tırnaklarınla kazıyorsan da

bulvara dökülen bildiriler
harcanan bunca emek, bunca değer
fokurdayan metal potası
işleyen rotatifler
cesetleri iğnelemek gibi bir şeydir
ve zaman göz kırpıp usulca telaşına
homurdanarak çekip gitmiştir

yani bu
aşağılık bir dramdır artık
çünkü jarjuruna
boş kovanları dolduran adam
en azından
kendinden utanmalıdır

yani yetsin diyorum
şarkılarınızı, şarkılarınızı dağlarıma sürün diyorum
uzatın ellerinizi diyorum
uzatın
tanışalım
helalaşalım.

Söz: Orhan Kotan
Müzik: Ahmet Kaya

Hoşgeldiniz


 
    Sitede 0 üye ve 15 misafir var.

esatis

CD

son yorumlar

  • TÜRKÜLERİ İNCİTME... (2)
  • "Biji"ciler daha ... (9)
  • Üye ve Ziyaretçil... (17)
  • Sahi Ahmet Kaya n... (9)
  • Vicdanları temize... (12)
  • Yılmaz Güney'e be... (19)
  • "Bir Kenar Mahall... (1)
  • Gracenote (37)
  • Ahmet Kaya yaşıyo... (309)
  • Mersin 68'liler O... (8)