CD

 
    Sitede 0 üye ve 45 misafir var.

Forum >

BAŞIM BELADA...

Herkese merhabalar…

Sevgili Ferzende Kaya’nın kaleme aldığı ve GAM yayıncılığın piyasaya sunuduğu Başım Belada Kitabındaki Özet Bölümünde yer alan başlıkları buraya taşımak istedim. Özelliklede daha kitabı alamayan arkadaşların bu eseri mutlaka okumalarını isterim. Kitap, gerçektende çok güzel hazırlanmış. Yaklaşık 400 sayfalık olan bu değerli eserde Sevgili Ahmet Kaya ile ilgili bilmediğiniz birçok şeyi bulabilirsiniz.

Bu bölüme eklemek istedim çünkü; Bu konu hakkında başta Sevgili Ahmet Kaya’ya olmak üzere İlgililere ve sizlere zaman zaman görüş ve duygularımı belirtmek isteyebilirim.

Gönül isterdiki Kitabın tümünü buraya taşıyayım ama hem GAM şirketinin bu durumdan Olumsuz etkilemesini istemiyorum hemde zaten Admin buna izin vermezdi. Bu yazının bile olumsuz etkilemesinden korkarım. İnşallah etkilenmez…

Hatırlayarak, Acısıyla tatlısıyla bunu yazmanın nasıl garip bir duygu olduğunu varın siz düşünün. Herneyse konuyu daha fazla uzatıpta sizleri sıkmak istemiyorum.

Önsöz: Gülten Kaya…..15
Mehmed Uzun’un Kürtçe Baskı İçin Kaleme Aldığı Önsöz…..21
Sunuş; Ahmet Kaya’yı yazmak…..29
Birinci Bölüm; PARİS SÜRGÜNÜ
İkinci Bölüm; “LOŞ DUDAK” ÇOCUK
Üçüncü Bölüm; İSTANBUL BİR GARİP ŞEHİR
Dördüncü Bölüm; VE NİHAYET İLK KASET
Beşinci Bölüm; BİR EFSANE DOĞUYOR
Altıncı Bölüm; PROFESYONELLEŞME YILLARI
Yedinci Bölüm; KOD ADI: BAHTİYAR
Sekizinci Bölüm; DEĞİŞEREK GELİŞMENİN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI
Dokuzuncu Bölüm; VE ZİRVE..
Onuncu Bölüm; SONUN BAŞLANGICI
Flaş… Flaş… Flaş: Bölücü Ahmet, az sonra…..243
Onbirinci Bölüm; PARİS BİR GARİP ŞEHİR
Onikinci Bölüm; NE SÖYLEDİLER?
Onüçüncü Bölüm; ARDINDAN YAZILANLAR
Ahmet Kahraman (Yeni Gündem)…..309
Ali Kırca (Sabah)…..311
Arda Uskan (Radikal)…..311
Can Dündar (Aktüel)…..312
Defne Asal (Aktüel)…..313
Eyüp Can (Zaman)…..317
Mustafa Ünal (Zaman)…..318
Nebil Özgentürk (Sabah)…..319
Necmettin Türünay (Yeni Şafak)…..319
Oral Çalışlar (Cumhuriyet)…..320
Zülfü Livaneli (Sabah)…..321
Ondördüncü Bölüm; SÜRGÜNDE SON SÖYLEŞİ
Benim şarkılarımı toplumsal gidişat yarattı…..324
Ekmeğimi haksız sofrada yemedim…..326
Haksızlıklara öfkeliyim…..327
Sanat ve sanatçı kavramlarının içi bomboş…..328
Şarkılarım hala dağlara…..329
Onlara her zaman “fazla” geldim…..330
Vicdanları ve ayıpları ile baş başa bırakıyorum onları…..332
Birgün sıra herkese gelebilir…..333
Türkiye halkına “şerefsiz” demeyecek kadar büyük bir yüreğe sahibim…..333
Ülkemi rengarenk bir çiçek güzelliğinde düşlüyorum…..335
Onbeşinci Bölüm; AHMET KAYA DİSKOGRAFİSİ…..336
FOTOBİYOGRAFİ…..353

OKURUN DİKKATİNE;
Bu kitap, GAM YAYINCILIK tarafından başlatılan ‘AHMET KAYA KİTAPLIĞI’ serisinin ilk kitabı olarak, Kürtçe ve Türkçe basıma hazırlanmıştır. Kitaplık serisinin numaralandırması iç kapaklarda yer alacak ve okurun kendi serisini kolaylıkla takip edebilmesi sağlanacaktır.
Ahmet Kaya ile ilgili tüm yazılı materyal bundan böyle kitaplık serisi içinde, belli bir kronoloji içersinde ve numaralandırılarak okura sunulacaktır.
Gam Yayınları…

Asi_isyankar;
Bir oturuşta ve tam dört saatte güç’te olsa yazabildim. Sevgili Ahmet Kaya için fazlasıyla değer. Elimden geldiğince kitaptaki yazının aynısını yazmaya çalıştım. Özelliklede “Onuncu Bölüm”ü hüzünlenerek yazdım, ve birde arada “Yaşamadın Sen” parçası çalıyordu, Gelde kahrolma… Olsun be BABA üzülme, biz “Dünyaya Gururla Bakmaya Devam Edelim” olurmu…

Saygı ve Sevgilerimle…

Dostça…

Yorumlar

emegine saglık isyankar… kitabı okudum 2-3 kere okumayanların tekrar akıllarına gelecektir bu konun sayesinde… umarım herkes okur… okurken her satırında hüzünleniyor insan…

güzel kitap.

Teşekkür ederim arkadaşlar lakin; Siz şimdi diyeceksinizki bu kadar kısa olan bir yazı nasıl olurda dört saat gibi uzun bir sürede yazılzılır?

Geniş bir şekilde yazmıştım ama Admin haklı nedenlerden dolayı kısaltmak zorunda kaldı. yoksa bu yazıyı en fazla yarım saatte yazarım…

olsun yinede güzel olmuş. sağolasın…

ben de kitabı okudum.güzel bir kitap gam yayınlarından yeniden memed uzunun önsözüyle yayımlandı.tüm kayaseverlerin okuması gereken bir kitap okumayan varsa mutlaka okumalarını öneririm.özellikle gam yayınlarından çıkanı tavsiye ederim.en son şekliyle memed uzunun önsözüyle.

Gazeteci Sami Baran’nın Gazeteci-Yazar Ferzande Kaya ile kısa bir ropörtajı.Daha önce okumayanlar için. Buyrun;

Ahmet Kaya son dönem yaptığı çıkışları ve Paris’te ölümüyle daha uzun yıllar tartışılıcak bir konu. Neden Ahmet Kaya’yı yazdınız?

Cevabını siz de veriyorsunuz sorunun. Türkiye’de daha uzun yıllar tartışılacak bir olgu Ahmet Kaya. Bir fenomen. Milyonların gönlünde taht kurmuş bir müzisyen. Romantik bir devrimci. Şiddet karşıtı kuşağın temsilcisi. Daha uzun yıllar tartışılacak bir konuyu tartışmaya açan kişi olmak, her gazeteci-yazar için özlenen birşeydir. Tabi ki, Ahmet Kaya’yı yazmam sadece bunun için değildi. Ama sadece bunun için bile yazılabilir.

Peki siz niçin yazdınız?

Ahmet Kaya’nın müziği, kişiliği, dinleyici kitlesi, hitap ettiği kesimler gözönüne alındığında, ilginç bir şekilde görünmeyen – bilinmeyen – gözardı edilen Türkiye çıkıyor ortaya. Ben de o görülmek istenmeyen Türkiye’nin bir üyesiyim. Ben de o romantik devrimciler kuşağının bir üyesiyim. Benim gençliğimin önünde, siyasi model olarak Ahmet Kaya müziği vardı. Sonra bu Ahmet Kaya müziği büyüdü, şekillendi ve herkes tarafından dinlenilir oldu. Türkiye’nin arkasında bir fon müziği olarak yerini aldı. Birgün Ahmet Kaya öldü. Artık yeni şarkılar yapamayacak, konserler veremeyecek ve “biri”lerine sataşamayacaktı. Günlerce, aylarca tuhaf bir duygu hali içinde kaldım. Ahmet Kaya kimdi, müziğindeki o sihirli formüller nelerdi? Türkiye’deki siyasi yelpazenin her ucundaki insanı nasıl olur da aynı duygularla hüzünlendiriyor, aynı duygularla sevindirebiliyordu? Bu soruları sordum ve Başım Belada yavaş yavaş şekillenmeye başladı.

Neden Başım Belada?

Çünkü Ahmet Kaya’nın başı gerçekten beladaydı. Ahmet Kaya sanatçı arkadaşlarının deyimiyle “harbi” bir adamdı. Devrimci ve muhalif kişiliğinin yanı sıra, delikanlı – feodal bir yönü de vardı. İşte bu yüzden, her zaman, herkesle kavgalı oldu. Çünkü düşüncelerini direk söylüyordu. Hesap yapmıyordu, düşüncelerini pat diye ortaya koyuyordu, isteyen istediğini alıyordu. İşte bu yüzden hep başı beladaydı. İlk olarak içinde bulunduğu siyasi kesimle, aydınlarla, medyayla, savcılarla… Başım Belada işte bu yüzden Ahmet Kaya portresine verilebilecek en iyi isimdi.

Yola çıkarken bir Ahmet Kaya fikri vardır muhakkak kafanızda. Bitirdiğinizde nasıl bir Ahmet Kaya vardı?

Yola çıkarken ile bitirirken arasında zaman içinde beni tek şaşırtan şey, inanılmaz renkli ve hızlı olan yaşamıydı. Onun dışında genel hatlarıyla kafamdaki Ahmet Kaya vardı. Öyküsünde Anadolu’nun öyküsünü barındıran, dilsizliği, ezikliği, sürgünü, göçü, aile dramlarını barındıran bir kişi vardı karşımda. Ama onu herkesten ayıran o renkli yönü ve hızlı yaşamıydı. O kadar şey sığdırmıştı ki yaşamına, Ahmet Kaya’nın her yönü üzerine kitap yazmak gerekiyordu. O yüzden ben, “Bu ülkede herkesin bir Ahmet Kaya’sı vardı, bütün bunların bir kitapta buluşması mümkün değildi” diye bir not düşmek zorunda kaldım. Gerçekten de öyle, herkesin ama herkesin bir Ahmet Kaya’sı var bu ülkede. O Ahmet Kaya’lar solcu, sağcı, demokrat, müslüman, laik, Türk, Kürt… Bütün bunları içinde barındıran bir insandı Ahmet Kaya. Bir Türkiye’ydi kısacası. Bir de gerek siyasette olsun, gerek sanatta olsun “zirve” olanlar Anadolu’lu oldular mı, inanılmaz bir tahammülsüzlük gösterilir kendilerine. Ahmet Kaya’ya karşı böyle bir tahammülsüzlük de vardı. Nitekim o gece de kendini gösteren de buydu. Sol kesimle ilişkilerini araştırırken nasıl bir tablo çıktı karşınıza? Çünkü Ahmet Kaya sol tarafından çok eleştirildi… Ahmet Kaya bir solcuydu, ama o yıllar önce Türkiye solunun bugün geldiği noktayı görebilmişti. Sol ama yerli, sol ama bu toplumun değerlerine saygılı. İthal olmayan bir sol. Ahmet Kaya solcuydu, kamuoyunu ilgilendiren konularda da bir solcu olarak tavır koyuyor ve belirliyordu. Ama özel hayatında farklı çevrelerden dostları vardı. Bunu eleştiriyorlardı. Bir de genel bir tahammülsüzlük vardı, onu eleştirmek için bahane aranıyordu hep. Ahmet Kaya’yı iyi bir evde oturuyor, iyi bir arabaya biniyor ve iyi içkiler içiyor diye eleştirenlerin tamamı, imkan bulduklarında aynı şeyleri yapacaklar. Çünkü iyiye her insan layıktır. Solcular neden olmasın ki? Bir de düşüncelerine dönük eleştiriler vardı. Ayrıca müziğini de solcu aydınlar yıllarca, “devrimci arabesk” diye redettiler. Ahmet Kaya varoşlara sesleniyordu, bu doğru. Ama onların içindeki isyan ruhuna sesleniyordu, başkaldırıyı, emeğine sahip çıkmayı, toplumsal birlikteliğin önemini vurguluyordu. Gerisi aydınlara, hareketlere kalmıştı. Ahmet Kaya gidip, içlerinde kıpırtalar yarattığı bu geniş kitleleri örgütleyemezdi ya! Sol kesimle ilişkilerini araştırırken nasıl bir tablo çıktı karşınıza? Çünkü Ahmet Kaya sol tarafından çok eleştirildi… Ahmet Kaya bir solcuydu, ama o yıllar önce Türkiye solunun bugün geldiği noktayı görebilmişti. Sol ama yerli, sol ama bu toplumun değerlerine saygılı. İthal olmayan bir sol. Ahmet Kaya solcuydu, kamuoyunu ilgilendiren konularda da bir solcu olarak tavır koyuyor ve belirliyordu. Ama özel hayatında farklı çevrelerden dostları vardı. Bunu eleştiriyorlardı. Bir de genel bir tahammülsüzlük vardı, onu eleştirmek için bahane aranıyordu hep. Ahmet Kaya’yı iyi bir evde oturuyor, iyi bir arabaya biniyor ve iyi içkiler içiyor diye eleştirenlerin tamamı, imkan bulduklarında aynı şeyleri yapacaklar. Çünkü iyiye her insan layıktır. Solcular neden olmasın ki? Bir de düşüncelerine dönük eleştiriler vardı. Ayrıca müziğini de solcu aydınlar yıllarca, “devrimci arabesk” diye redettiler. Ahmet Kaya varoşlara sesleniyordu, bu doğru. Ama onların içindeki isyan ruhuna sesleniyordu, başkaldırıyı, emeğine sahip çıkmayı, toplumsal birlikteliğin önemini vurguluyordu. Gerisi aydınlara, hareketlere kalmıştı. Ahmet Kaya gidip, içlerinde kıpırtalar yarattığı bu geniş kitleleri örgütleyemezdi ya! Sol kesimle ilişkilerini araştırırken nasıl bir tablo çıktı karşınıza? Çünkü Ahmet Kaya sol tarafından çok eleştirildi… Ahmet Kaya bir solcuydu, ama o yıllar önce Türkiye solunun bugün geldiği noktayı görebilmişti. Sol ama yerli, sol ama bu toplumun değerlerine saygılı. İthal olmayan bir sol. Ahmet Kaya solcuydu, kamuoyunu ilgilendiren konularda da bir solcu olarak tavır koyuyor ve belirliyordu. Ama özel hayatında farklı çevrelerden dostları vardı. Bunu eleştiriyorlardı. Bir de genel bir tahammülsüzlük vardı, onu eleştirmek için bahane aranıyordu hep. Ahmet Kaya’yı iyi bir evde oturuyor, iyi bir arabaya biniyor ve iyi içkiler içiyor diye eleştirenlerin tamamı, imkan bulduklarında aynı şeyleri yapacaklar. Çünkü iyiye her insan layıktır. Solcular neden olmasın ki? Bir de düşüncelerine dönük eleştiriler vardı. Ayrıca müziğini de solcu aydınlar yıllarca, “devrimci arabesk” diye redettiler. Ahmet Kaya varoşlara sesleniyordu, bu doğru. Ama onların içindeki isyan ruhuna sesleniyordu, başkaldırıyı, emeğine sahip çıkmayı, toplumsal birlikteliğin önemini vurguluyordu. Gerisi aydınlara, hareketlere kalmıştı. Ahmet Kaya gidip, içlerinde kıpırtalar yarattığı bu geniş kitleleri örgütleyemezdi ya! Sol kesimle ilişkilerini araştırırken nasıl bir tablo çıktı karşınıza? Çünkü Ahmet Kaya sol tarafından çok eleştirildi… Ahmet Kaya bir solcuydu, ama o yıllar önce Türkiye solunun bugün geldiği noktayı görebilmişti. Sol ama yerli, sol ama bu toplumun değerlerine saygılı. İthal olmayan bir sol. Ahmet Kaya solcuydu, kamuoyunu ilgilendiren konularda da bir solcu olarak tavır koyuyor ve belirliyordu. Ama özel hayatında farklı çevrelerden dostları vardı. Bunu eleştiriyorlardı. Bir de genel bir tahammülsüzlük vardı, onu eleştirmek için bahane aranıyordu hep. Ahmet Kaya’yı iyi bir evde oturuyor, iyi bir arabaya biniyor ve iyi içkiler içiyor diye eleştirenlerin tamamı, imkan bulduklarında aynı şeyleri yapacaklar. Çünkü iyiye her insan layıktır. Solcular neden olmasın ki? Bir de düşüncelerine dönük eleştiriler vardı. Ayrıca müziğini de solcu aydınlar yıllarca, “devrimci arabesk” diye redettiler. Ahmet Kaya varoşlara sesleniyordu, bu doğru. Ama onların içindeki isyan ruhuna sesleniyordu, başkaldırıyı, emeğine sahip çıkmayı, toplumsal birlikteliğin önemini vurguluyordu. Gerisi aydınlara, hareketlere kalmıştı. Ahmet Kaya gidip, içlerinde kıpırtalar yarattığı bu geniş kitleleri örgütleyemezdi ya!

Ahmet Kaya’nın son çıkışları çok tepki topladı. Çalışmaya başlarken bu tür kaygılarınız var mıydı? Ahmet Kaya’yı savunabilecek gücü görüyor muydunuz kendinizde?

Ben bir gazeteciyim. Olaylara taraf değilim. Taraf olduğum olayları da, diğer taraflarını da görerek yazmak durumundayım. Başım Belada da bu çerçevede oluştu. Ahmet Kaya’yı savunmak gibi bir durumum yok, Ahmet Kaya yaptıkları, söyledikleri, eserleri ve milyonlarca hayranıyla ortada duruyor. Kimsenin savunusuna da ihtiyacı yok. Ben sadece bir olguyu, çok önemli bir olguyu araştırabildiğim, öğrenebildiğim ve yazabildiğim kadarıyla okura sundum. Bir aracılık görevi yaptım. Ha, elbette ki benim de bir görüşüm var bu konuda ve bunu da satır aralarında vermişimdir. Fakat bu bir bütün olarak Ahmet Kaya’yı görmeme engel değil. Ahmet Kaya olayına gerçekten de bir bütün olarak bakmak gerekiyor. “Beni öldükten sonra değil, yaşarken anlayın” diye bağıra bağıra öldü. “Ben öldükten sonra arkamdan kimse memleketini sevmiyordu” diye demeçler vererek öldü. Ülkesine bu kadar bağlı bir sanatçı ve hep de bu ülkenin şarkılarını söylemiş bir sanatçıyı vatan haini ilan edip, ülkesine olan bağlılığını ispata zorladılar. Halbuki bunun bir ispatı yoktur ki; bunun ispatı sürgün şarkılarıdır, bunun ispatı gurbet şiirleridir, bunun ispatı vatan özlemiyle sürgünlerde ölmektir. İşte o da ölümüyle ispatladı sevgisini. Rahatladık mı?

Ahmet Kaya müziği 12 Eylül sonrası politik bir müzik olarak gelişti. Ama 12 Eylül çok gerilerde kalmasına rağmen o gittikçe kitleselleşti. Bunun altında yatan nedeni bulabildiniz mi?

Bu söylediğiniz nokta Ahmet Kaya müziğinin dönüm noktasıdır. Evet, 12 Eylül sonrası meydanlara çıkan esmer bir genç, elinde bağlamasıyla, geride kalanları ayağa kalkmaya, yeni kuşağı da direnmeye çağırıyordu. Uzun süre cezaevleri şarkıları, direniş türküleri okudu. İdamları, işkenceleri, ölümleri konu edindi. Sonra birgün 12 Eylül çok uzaklarda kaldı. Artık Ahmet Kaya gibi müzik yapan kasetler ve Ahmet Kaya satmamaya başladı. İşte tam da bu noktada Ahmet Kaya önemli bir çıkış yaptı. Beraber çalıştığı kadronun (besteleriyle Yusuf Hayaloğlu, aranjörü Osman İşmen ve organizatörü Gülten Kaya) günceli yakalaması ve Ahmet’in de bunu çok iyi bir şekilde müziğine yansıtması onun müziğine yeni bir boyut getirdi. Yine devrimci bir söylemi vardı, ama bu sefer sadece bir kesim değil, Türkiye’deki geniş kesimlerin gündeminde olan konuları işlemeye başladı. Delikanlı bir söylem ön plana çıktı. Başım Belada kasetiyle birlikte başlayan bu söylem, Şarkılarım Dağlara kasetine kadar devam etti. Şarkılarım Dağlara kasetinde ise yeni bir gündem başlamıştı. Birkaç kaset öncesinde bir iki şarkıyla yer verdiği bir dram, kardeş kavgası hem Türkiye’nin hem Ahmet Kaya’nın gündemine girmişti. Ahmet Kaya müziğinin seyrine baktığımızda hiçbir zaman güncelin dışına çıkmadığını görüyoruz. Onun müziğinin sihirli formülü buydu.

Yanıt yazmak için login olun.

Son mesajlar

Başlık   Yazan Cevap   Son Cevap
1
3 gün önce
16
4 gün önce
6
4 gün önce