
GEÇEN ay Ludwigshafen’de Türklerin oturdukları bir evin yanması ve dokuz Türk göçmenin hayatını kaybetmesinden sonra, Almanya’yı ziyaret eden Başbakan Erdoğan, Şansölye Merkel ile birlikte, çoğunlukla Türk kökenli öğrencilerin katıldığı bir açık oturumda göç, kültür, eğitim ve Alman toplumuna entegrasyon sorunları üzerine konuşmuştu. Bu programda öne sürdüğü, ‘asimilasyonun bir insan hakları ihláli olduğu, entegrasyonun kültürel farklılıkların yok edilmesi anlamına gelmediği’ tezi Almanya’da çok tartışıldı. Başbakan’ın ‘Biz Türkiye’de bir Alman üniversitesinin kurulması çalışmalarını yürütüyoruz, neden Alman Hükümeti de Almanya’da bir Türk Üniversitesi’nin kuruluşunu desteklemesin?’ sorusunu Merkel yanıtlanamayacak kadar riskli bulmuş olacak ki, bu şaşırtıcı çıkış karşısında susmayı tercih etmişti.
Göçmen üniversitesi
Elbette, Türkiye’de bir Alman üniversitesinin mevcudiyeti ile Almanya’da bir Türk üniversitesinin mevcudiyeti aynı anlamı taşımazlar. Yabancı okullar, özellikle de Fransız, Alman, Avusturya, Amerikan okulları 19. yüzyılın sonundan itibaren Türkiye’de varolmuş ve İngilizce, Almanca ve Fransızca konuşan Türk elitlerinin üretilmesini sağlamışlardır. Bu okullar sayesinde Avrupa kültürü ülkemizde yayılmış ve Türkiye ile alışveriş yapan Avrupalılar karşılarında onların hal ve tavırlarından anlayan muhataplar bulmuşlardır. Bu okullardan mezun olan kişilerin iki kültür arasında olmaklığı, onların kültürler arası aracılık işini yapabilmelerini mümkün kılmıştır.
Elbette bu eğitim sürecinde, en azından bazıları içinden geldikleri topluma, mahrem bilgisine sahip oldukları organizmaya yabancılaşacaklardı. Türkiye’de bir Alman üniversitesinin mevcudiyeti işte bu tecrübenin bir uzantısı olacaktır. Bu geleneğe uygun bir biçimde, bu üniversitede okuyan öğrenciler, Türkiye’deki Alman göçmenlerinin çocukları olmayacak, üniversiteye giriş sınavını başarıyla geçebilen yerli öğrenciler olacaktır.
Buna karşın, Almanya’da bir Türk üniversitesi, Almanya’da yaşayan Türk göçmenlerin çocuklarına hitap eder ve Türk göçmenlere kendi kültürleriyle, kendileriyle ilişki kurma imkánını verecektir. En azından son on yıldır, Türkiye’nin Almanya’daki politikasının başlıca vurgusu Türk göçmenlerinin kendi kültürel kimliklerini kaybetmemesi üzerine yapılmıştır. Türk göçmenlerinin kültürel hakları talebini dile getirirken muhalefet dilini ödünç alma kıvraklığını gösteren Başbakan’ın bu dili Türkiye’de eğitim ve göç meselelerini tartışırken kullanmadığını ve belki de kullanamayacağını tespit etmek ilginç olacaktır.
Ayrıca bu dilin kullanımının ardındaki ideolojinin gerçekten çoğulculuk veya çok-kültürlülük olduğundan da şüphe etmek gerekir. Kendi kültürüne ve kimliğine bağlılık vurgusu milliyetçilikten ibaret bir konum da olabilir. Acaba bu çok-kültürlülük ve milliyetçilik sentezi Türkiye’deki göç sorununu çözmeye gerçekten yardımcı olabilir mi?
Göçmenlerin dillerini eğitim dilleri olarak resmen tanımanın riskleri çok-kültürlülük üzerine yapılan tartışmalarda sık sık vurgulanmıştır. Gettolarında yaşayan ve kendi dillerinden başka dil konuşmayan göçmenler toplumun geri kalanıyla o toplumun konuştuğu dilde sosyalleşme fırsatını bulamayacaktır. Eğer başarılı bir eğitim, göçmeni entegrasyona götüren ve ona eşit iş fırsatı sağlayan bir eğitimse, göçmenler yaşadıkları toplumda konuşulan dili iyi konuşuyor olmalıdırlar. Yoksa kendi cemaatleri içine kapanıp kalır, bütünün politik yaşamına gerçek anlamda katılma şansını kaybederler.
Çok kültürlü milliyetçilik
Çok-kültürlülük, tek bir politik toplum içinde birçok kültürel grubun varlığını sürdürmesini olumlarken, paylaşılan, ortak bir kültürün varolmasını da şart koşar. Tüm kültürel grupların üyeleri ortak bir politik dili edinmeli ve üstünde uzlaşılmış davranışları benimsemelidirler ki, kaynakları paylaşmak için adil bir biçimde rekabet edebilsinler, ortak bir politik alanda hem grup çıkarlarını hem de bireysel çıkarlarını koruyabilsinler. Aslına bakılırsa, bu hem Merkel’in hem de Erdoğan’ın ulusal toplumsal politikalarında benimsedikleri ve kullandıkları bir savdır; dolayısıyla, uluslararası bağlamda Erdoğan’ın bundan hiç söz etmemesi şaşırtıcı olabilir.
Türkiye’de içgöç 1950’lerden bu yana hızlanarak sürmektedir ve hızlı nüfus artışı, toprağın miras yoluyla bölünmesi, kırsal kesinde işsizliğin artması, tarımın mekanikleşmesi, eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği bunun sebepleri arasında sayılır. Fakat 1990’lardan sonra yeni bir iç göç fenomeniyle karşılaşmaktayız ki, bunun adı ‘zorunlu göç’tür. Kürt gerillalara karşı yapılan savaşta uygulanan stratejinin bir parçası da, Güney Doğu ve Doğu Anadolu Bölgeleri kırsalındaki Kürt köylerinin boşaltılıp köy halkının büyük şehirlere göç etmesinin sağlanmasıdır.
Eğer Kürt sorununa politik bir çözüm bulunmuş olsaydı, bu köyler boşaltılmayacak ve bu nüfus göçe zorlanmayacaktı. Kürt sorununu resmi olarak ‘ayrılıkçı terör’ olarak tanımlamakta ve Kürt siyasi hareketinin Kürt halkı için Kürtçe dilinde yönetim ve eğitim gibi kültürel haklar talep ettiğini duymazlıktan gelinmektedir. Kürt halkına bu haklar verilmek bir yana, hatırlanırsa, birkaç yıl öncesine kadar Kürtçe bir şarkı söylemek bile bir sorun teşkil ediyordu.
İyi bilinen örnek elbette Ahmet Kaya’dır. Kaya, yılın sanatçısı ödülünü kazandığı gece teşekkür konuşması yaparken sahnede yeni albümüne bir de Kürtçe şarkıyı dahil edeceğini ilán etmişti. Bundan sonra başına gelen feláketler sanatçının 2000 yılında sürgünde ölmek zorunda kalmasına yol açmıştı.
Kürt entegrasyonu sorunu
Türkiye’de Kürtçe eğitime izin henüz verilmediği gibi, Kürtçe dilini ve kültürünü ‘yabancı diller’ fakültesinde veya ‘kültürel araştırmalar’ bölümünde okutan bir Türk üniversitesine de hali hazırda rastlayamamış bulunmaktayız. Sonuç olarak, sınırlı sayıda Kürt entelektüeli haricinde büyük bir vatandaş grubu anadilinde okuma ve yazmakta güçlük çekmekte ve Kürtçe kültürel birikim akademik bir tarzda araştırılamamaktadır.
O halde kendi kendime sormaktayım, acaba Başbakanımıza, Alman otoritelerine entegrasyon sorununun eğitimin birden fazla dili olmasına izin vermek suretiyle çözülebileceği önerisini yapacak konumda bulunabilme rahatlığını veren şey nedir? Eğer önerisi değersiz ve anlamsız değilse, neden bu öneriyi Türkiye’nin iç göç bağlamında yeniden düşünmeyelim?
Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde hayat Kürtçede cereyan ettiğine göre, eğitimin ve yönetimin Türkçe’nin yanı sıra Kürtçe olması makul ve mantıklıdır. Almanya’da ve Türkiye’de, birinde dış göç diğerinde iç göç söz konusu olduğu ve bunlar birbirinden farklı fenomenler oldukları halde, göçmenlerin dili ve kültürü tanındığında onların kim iseler o olarak saygı gördüklerini düşünmeleri de mümkün olur.
Zeynep Direk (Doç.Dr.Galatasaray Üniversitesi Felsefe Bölümü)
31 Mart 2008 / Star Ek
« önceki yazı Ergenekon sahiden yaşadı mı patron? |
sonraki yazı » 20 Ahmet Kaya daha bulduk... |
SAYGIDEĞER HOCAMIZ: KÜRT SORUNU HAKKINDA ÇOK OLUMLU YAKLAŞIMLARINIZ VAR...KAFAMA TAKILMIŞTI AYNI KONU.. BAŞBAKAN ALMANYADA'ASİMİLASYON BİR İNSANLIK SUÇUDUR'DERKEN ACABA KÜRT HALKININ ASİMİLASYONUNU DA GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURMUŞ MUYDU?TÜRKLERİ ALMANLAŞTIRMAYIN AMA KÜRTLER TÜRKLEŞSİN..... BU MU ?YARIM DEMOKRAT YARIM İNSANLAR İKTİDARDA OLDUKÇA BU HAL BÖYLE OLACAK GALİBA.............HER NEYSE BİZ ELBET DEMOKRASİ MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ......AHMET KAYAYA HAKSIZLIK YAPILDIĞINI DÜŞÜNEN BİR ÖĞRETİM ÜYESİNİN OLMASI MUTLULUK VERİCİ Bİ DURUMMMM...TŞK HOCAM
Bu ülkede Kürtçe'nin resmiyete geçmesi şarttır, Başka yolu yoktur, olmayacaktır..
Sayın Başbakan,
Türkiye'de Kürtler asimile mi?
Entegre mi?
Türkiyede bir akademisyenin bu son derece yazısını okumak bizleri fazlasıyla mutlu etmiştir. iyiki varsınız hocam
bence ne kadar cok millet okadar cok kültür demektir herkezın kendıne ayıt kültürleri vardır ama suda bir gercek sayın basbakan almanyaya ünüversıte yapacagına gelsın türkiyeye yaptırsın paraları cok galiba almanyanın da ne ihtiyacı var ünüvesıtelre :) bizden durumları iyi yani sölenecek bir sey yok
tc de bir üniversitede bunları söyleyebilecek bir akademisyenin
olması ne güzel.
başbakan işine gelince insan hakları savunucusu,özgürlükçü
olabiliyor.ki bunlar genelde lafta kalır.
kürt ulusal sorununda akp hiçbir ilerleme kaydedemedi.tek derdi oy
olduğu için arada bir göstermelik uygulamalar yaptı.
anadilde eğitim kesinlikle vazgeçilmez bir haktır.almanyada ki
göçmen türklerin olduğu kadar türkiyenin temel taşlarından
kürtlerin de hakkıdır.
bu konuda daha konu cok tazeyken hasan cemalin köşe yazısını okumustum o da aynı soruyu soruyordu ve ben bu sorunun cevabını gercekten cok merak ediyorum cidden kürtler türkiyede topluma entegre mi ediliyor yoksa asimile mi oluyor? başbakanın konuşmasına gelince onun derdi ne özgürlük ne hoşgörü o kendi milleti ve dini yücelsin ister diğerlerinin de canı cehenneme! kürtler yok olmus ölmüş acı çekmiş umrunda mı? hiç bir dilin ve milletin birbirinden üstünlüğü yoktur her halk özünde iyidir ve tabiki eşittir nerde ve ne olarak doğacağımızı biz seçmedik ki nasıl birimiz daha üstün olalım. kürtler türkiye için kültürel zenginliktir ve dilleri olsun kültürleri olsun korunmalı ve geliştirilmeli ben türkiye'de kürtçenin bilinçli olarak eğitim dışı bırakıldığını düşünüyorum toplum dışı bırakılsın ki yalnızca cahiller ve köylüler kürtçe konuşsun insanlar da tüm kürtleri cahil ve salak sansın istiyorlar ama başaramayacaklar bu ülke demokratikleşecek ve gün gelecek bu ırkçı tutum kendi karanlığında boğulacak.
kürtçe bu ülkenin yarısına yakın insanının ana dilidir.benim de ana dilimdir ama malesef sansürlerle yaşıyorum ana dilimi ..dilimi öğrenmekte benim hakkım çıkıp dışarıda konuşmakta benim hakkım ( ve bunu bir şekilde alacağız )
ben özbek göçmeniyim ana dilim türkçe değil ana dilimi konuşabildiğim kişilerle rahatlıkla konuşuyorum kimsede bana aaa cahil köylü olarak bakmıyor,köylü deselerde cahil deselerde umrumda bile olmaz.ne cahillik ayıp nede köylülük.benim ailemin ve dilimin asimile veya entegre olması umrumda değil. yaşadığım yer TÜRKİYE CUMHURİYETİ özbek kökenli Türk vatandaşıyım ve ülkemi seviyorum.sizin sorununuz dilinizi konuşmak kürtçe eğitim almak değil eğer sadece eğitim ve dili özgürce konuşmak olsaydı amacınız, gencecik MEHMET ler şehit olmazdı.HERŞEYDEN ÖNCE YAŞADIĞIMIZ ÜLKEYE SAYGI GÖSTERELİM İNSANCA AYIRIM YAPMADAN KARDEŞLİK İÇERİSİNDE YAŞAMAYI ÖĞRENELİM "NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE"
sirga sen özbek olduğun için olaylara fransız kalmışsın bize karşı bu şekilde ithamlarda bulunamazsın hiç kimse ölsün istemiyoruz eğer haksızlıklardan bahsediyorsak en basitinden sivas katliamını yapan bizler değildik bu arada "Ne Mutlu Devrimci Türkiyeliyim Diyene" işte o kadar
SAMATA NIN DİKKATİNE
ben özbek kökenli TÜRKİYE TÜRK' ÜYÜM.bu topraklarda doğdum büyüdüm
ve bunun için Allah'a şükür ediyorum(çok şükür yediğim kaba
pisletmiyorum, nankör değilim).olayların yaşananların çok çok
farkındayım.kendime ayna tutmasını iyi bilirim.keşke birde sen ve
senin gibi düşünenler kendine ayna tutabilse.ben ithamda bulunmadım
diğer yazdığım yazıda itham anlayışını oluşturabilecek bir şey
yoktu,ayrıca sivas katliamından bahsetmişsin nerden biliyorsun
kimlerin parmağı olup olmadığı yanlarındamıydın her acı, kan
dökülen ortamda kimlerin olduğu malum.neyin devrimi tek bir ülkede
tek yürek olarak yaşamaktansa neyin çekişmesini yapıyorsunuz???
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE
dünyada birçok olay oluyor hepsinin içinde olmamız beklenemez neyin ne olduğunu herkes çok iyi biliyor ben bir kürdüm ve senden daha fazla seviyorum bu ülkeyi sizin gibiler klavye başında vatan millet sakarya edebiyatı yapar sonrada herşeyi çarpıtarak yorumlar ahmet kaya nın sitesinde ahmet kayacılara üstü kapalı ithamlarda bulunuyorsun eğer bunu yapmaya devam edeceksen uğrama bu siteye olsun bitsin ne mutlu devrimci türkiyeli kürdüm diyene
ben dünyadan değil bu ülkeden bahsediyorum ve neyin ne olduğu
konusunda haklısın Diyarbakırda indirilen türk bayrağını hala
hatırlıyoruz nedenide allahımın 2 tel kılı için.cevap olarak
yazdığın yazılarından anladığım kadarı ile gerçek bir gaflet
içindesin ki birlik düşüncesinin aktarımına bile çemkiriyorsun
Allah ıslah etsin sen ve senin gibi insanları.kimseye üstü kapalı
ithamlarda bulunmuyorum.yazdıklarım açık ve net.anlama kapasitesi
olan normal bir insan için anlaşılabilecek düzeyde bir yazı.
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE
ne dediğinin bile farkında değisin sanırım yazman var ama okuman yok senin birlikten başka neden bahsediyor olabilirim senin gibiler birlik der sonra ne mutlu türküm diyene der çelişki bu değilse nedir ne mutlu türkiyeliyim diyene birliğe herzaman heryerde hazırım ama senin gibilerle değil ne mutlu türkiyeliyim diyene işte o kadar
daha önce tahmin edip söylediğim gibi sende ciddi ölçüde
anlama,kavrayabilme problemi var.ilk yorumumu anlayabilse idin son
yazındaki cümleciklerin tersten anladığını göstermezdi.ayrıca
senin
ne mutlu yaşadığı ülkeye ve bayrağına saygı duyana
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE
Yorum ekleyebilmek için, giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekiyor.