
Haftalık Agos gazetesinin Gülten Kaya ile yapmış olduğu röportaj;
Ahmet Kaya ile nasıl tanıştınız? İlk gördüğünüzde onun hakkında ne düşündünüz?
Ahmet'le müziğin mutfağında, bir ses kayıt stüdyosunda tanıştık. Bu tanışmadan önce onun sadece ilk albümü ' Ağlama Bebeğim ' çıkmıştı ve ben onu tanımadan bu albümü dinlemiştim. O albümün kapağında hafif bir illüstrasyon vardı ve orada üniversiteli bir genç adam gibi algılanıyordu. İlk karşılaşmamızda ciddi bir şaşkınlık yaşadığımı anımsıyorum, zira kocaman bir adam vardı karşımda ama açıkçası çok da yakışıklıydı.
Ahmet Kaya bir ödül töreninde Kürtçe klip ve şarkı yüzünden 'vatan haini' ilan edildi ama şu arıda Türkiye ' de Kürtçe şarkı söylemek en azından şimdiki koşullarda daha serbest. Sizce bu adil bir davranış mı?
Bu ülkede adalet, sanırım en çok telaffuz edilen ve bir o kadar da içi boşaltılan kavramlardan biri olmaya başladı şu son 10 yılda. Ben Kürtçe şarkılar üzerinde bir 'serbestlik' olduğunu henüz gözlemlemiş değilim. Bir halka ve diline yapılan saygısızlık ve yok sayış tavrı aynı şekilde ve aynı 'resmiyet cübbesi' içinde karşımızda duruyor. Devlet TV’sinde yapılan o 'nispi' yayını kastediyorsanız, o beni hiç heyecanlandırmıyor açıkçası, tersine bunu bir 'hak' sunumuna büründürmelerini son derece ciddiyetsiz buluyorum. Dolayısıyla ortada sorgulayabileceğimiz bir 'adalet' kavramı yok ama Eflatun ' un sözleriyle açıklanacak bir durum var: "Adaletsizliği işleyen, çekenden daha sefildir."
Magazin Gazetecileri Derneği ödül töreninden dört gün sonra, Hürriyet Gazetesi, Ahmet Kaya 'yı hedef alan 'Ayıp Ettin Gözüm’ manşeti ile bir fotoğraf yayımladı. Bir gün sonra gözaltına alınan Ahmet Kaya, ardından serbest bırakıldı. Daha sonra Ahmet Kaya hakkında "bölücülük yaptığı" iddiası ile dava açıldı. Ahmet Kaya ' ya yönelik linç girişimini bizzat ' boyalı’ basının körüklediğini düşünüyor musunuz?
Düşünmeme gerek yok, gerçek bu zaten. O basın tüm hazırlığını ve kurgusunu buna güre yapmıştı. İddianamesini bu kurgudan yola çıkarak hazırlayan savcı ise, dosyasını ne yazık ki sadece bazı TV'lerin ana haber sunucularının sübjektif yorumlarını içeren kasetler ve gazete kupürleriyle donatmıştı. Davanın sürdüğü aylar boyunca, bu haberi yapan gazete mahkemeye ne bir görüntü, ne gerçek bir delil, ne de bir tanık sunabildi. Zaten Ahmet Kaya, iddia edilenin aksine, 1993 yılında Almanya’ya giriş bile yapmamıştı. Olmayan bir konserin türetilmiş fotoğrafı, ne ilginçtir ki, 1999 yılında iyi bir fotomontajla servis edildi ve kocaman iddialarla bir dava açıldı. Belgesiz, kayıtsrz, tanıksız, aylarca herkesin gözü önünde süren bu haksız ve mesnetsiz yargılama neticesinde, aynı gazete mahkemeye "elimizde başkaca delil yoktur" yazısı yolladı ve 'ilahi Hukuk Komedyası' da böylece bitti.
Kürtçe şarkıların eskiye göre kısmen de olsa daha serbest olmasında sizce Ahmet Kaya'nın rolü nedir?
Bu kısmi durumun varlığını ben çok hissedemesem de, Ahmet Kaya ' ya ödetilen bedele pay ayırmak gerektiğini düşünüyorum. Bu ülkede sanattaki tüm ilerlemeler (edebiyatta, müzikte, sinemada vs.) hep ağır bedeller sonucu gerçekleşiyor. Düşüncede de keza böyle. Yakın tarihe baktığımızda bunun örneklerine rastlayabiliriz, örneğin 301. madde üzerinde yapılan revizyon bile Sevgili Hrant'ımızın bizden alınmasından sonra olmuştur (ki, bana göre tamamen kaldırılması gerekiyordu). Bir söze, bir harfe dokunmanın, beynini hayat adına, değişim ve gelişme için, hakkaniyet için kullanmanın bedeli ağır bu memlekette ama kim yadsıyabilir ki bu ödenen bedelleri?
Egemen çevreler neden Ahmet Kaya'yı kendi varlıklarını tehdit eden bir unsur olarak algıladılar?
Ahmet Kaya bir muhalifti. O güzel şarkılar bile, hayat içerisinde her bakımdan incitilmiş, hırpalanmışlar ve ötekileştirilmişler içindi. "Tehlikeli şiir okur / Dünyaya sataşırım ben" diyebilen biri, kendisine yazılan Lidere bu kadar razı, kendini doğru ve cesurca tanımlamaktan bile ürken ya da kaçınan bir sisteme bir beden büyük geliyor işte. Sanat ve düşüncenin etkisinin farkında olanlar (sizin deyiminizle 'egemenler') varlık koşulları gereği, egemenliklerinin, erklerinin sarsılmasına göz yummazlar. Hem muhalif, hem Kürt iseniz, bu ülkede iki kere 'öteki' sayılıyorsunuz zaten. Ahmet Kaya 'uygun adım' yürümüyor, oyuna katılmıyordu… Ve şarkılarıyla etkiliyordu sokağı. Bu sorunun, bu kadar sadedir yanıtı .
Ahmet Kaya ' nın son yıllarında Kürt kimliğini daha fazla öne çıkarmaya başlamasını nasıl açıklayabilirsiniz?
Önce, onunla hayatı paylaşmış biri olarak bu sorunun içeriğine katılmadığımı söylemeliyim. Benim tanıklık ajandamda, ona ait, kendi kültürel kimliğine ilişkin kesintisiz bir göz yaşarması vardır hep. Adı başka türlü konan ve bu ülke çocuklarının telef edildiği savaşın acısının en çok yükseldiği 1994'te yaptığı albümün (Şarkılarım Dağlara) konseptine bakmalı. Kürtlerin kendilerini parlamentoda tem sil haklarının bile baraj sistemi vb. nedenlerle ellerinden alınması, tamamen yok sayılmalarıdır Ahmet ' in son çıkışının nedeni. Seçimler yaklaşıyordu ve Kürt halkı en doğal demokratik hakkından bile yoksun bırakılmaya çalışılıyordu, öte yandan, kendisine bu kadar haksızlık yapılan bir halk dünyanın neresinde olursa olsun, Ahmet'in kalbi onların yanında olurdu. Hep söylediğim bir şey var onunla ilgili: O genetik muhaliftir...
Ahmet Kaya'nın Fransa'ya gitmesi, planlanmış bir şey miydi yoksa aniden mi karar verdiniz?
Hayır, bunu planlamamıştık. O süreç şöyle başladı: Ahmet Kaya yargılanmaya başladığında, benim sözleşmesini çoktan imzaladığım bir Avrupa turnemiz vardı. Mahkemenin koyduğu yurtdışına çıkış yasağına avukatları mız bu turne gerekçesiyle de itiraz etti ve bu yasak kalktı. Yani, o zaten turneyi gerçekleştirmek üzere yurtdışına çıktı ama orada konserler sürerken, burada da masa başı haberler üretilmeye ve yeni davalar açılmaya başladı. Böylece Ahmet ' in ülkesine dönüş yolları, özellikle sokakta estirilen ürkütücü linç havasıyla tümden kapatılmış oldu. Gidişat içerisinde, bu kurgu haberlerle açılan davaların birinden tekrar tutuklamayakalama emri çıkınca, fiili bir sürgün süreci başlamış oldu.
Sürgünde nasıl bir Ahmet Kaya vardı?
Yalnız bırakılmış, hırpalanmış, acıtılmış ama kendi haklılığına ve tavrına tarihsel açıdan da inanan bir Ahmet'ti sürgünde yaşayan. Hakkında her şeyin manipüle edildiği, yalan haberlerle medya gündeminden düşürülmeyen, sürekli ülkesini özleyen ve kendisine yapılan bu haksızlığı tolore edemeyen bir Ahmet Kaya vardı. Söylediği şuydu: "Herkes benim gemileri yaktığımı düşünüyor, oysa benim kıyıya bağladığım küçük bir kayığım var. Bir gece, hiç kimse duymadan, sessizce, karanlık sulara açılıp ülkeme döneceğim!"
Yaptığı son albümün bir şarkısında, bazı dostlarına kendisini yalnız bıraktıkları için ince bir sitem var. Ahmet Kaya, dostlarına kırgın mı ayrıldı?
Burada iki şeyi birbirinden ayırmak lazım: Gerçek dostlar ve kendisini bizim dostumuz ilan edenler. Zaman bunları birbirinden son derece net bir şekilde ayırt ediyor zaten. Şu bir gerçek: Az önce de sözünü ettiğim o ürkütücü linç havası herkesi o kadar sarmalamıştı ki, bazıları Ahmet'e selam verseler dahi yanacaklarını düşünüyorlardı. Hâkim olan durumun adını ben daha net koyuyorum: Korkaklık, vefasızlık. Elbette yalnız bırakılmışlık onun üzerinde çok yıkıcı bir etki yarattı. O bu tutumu anlamakta zorlanıyordu, zira böyle bir durum bir başkasının başına gelseydi o neler yapardı... Elbette istisnalar da vardı. Hiç unutmam, sevgili Aşık Mahzuni gelmişti sürgün evimize. Ahmet ona menemen yapmış, mutfak masasında oturup birer kadeh de şarap içmişler. Ahmet'ten ayrılırken dönüp arkasına bakmış, Ahmet'in balkondan ona el sallarkenki hali çok dokunmuş Mahzuni’ye. Koca adam , "Buna dayanamıyorum, o görüntü gitmiyor gözümden" deyip hüngür hüngür ağlamıştı.
Ahmet Kaya'nın en çok isyan ettiği durum veya olay neydi?
Kendisine yapılan haksızlık ve kendisini doğru anlamda ifade edebileceği bir alanın olmaması. Düşünün ki, repertuarına almak istediği masum bir şarkı isteğini paylaştığında aldığı yanıt şu oluyor : "Defol bu ülkeden, sünnetsiz pezevenk! " Yani, bir başka halk üzerinden de gerçekleşiyor saldırı. Bunları söyleyenler şu anda hâlâ medyada ne yazık ki.
Ahmet Kaya'sız geçen sekiz yılı nasıl özetlersiniz?
Halk, kendi kederlerine yanıt bulmak için "Zaman çaredir" demiş ama benim pratiğim bunu doğrulamıyor. Zamana rağmen giderek daha çok özlüyorum ve bu özlemi gidermede daha çaresiz kalıyorum. Kesik kolunuzun yerindeki boşluğun sürekli sızlaması gibi bir duygu bu. Tüm bu yılları onun fiilen yokluğuna rağmen onunla, onun güzel şarkılarıyla ve sevenleriyle geçirdim. Melis'in (kızı) varlığı iyi bir ilaçtı bana. Ona yapılan haksızlığı hep gündemimde tutmak, hayata onun yerine de cevap olmaya çalışmakla geçiyor zaman, ama yokluğa asla deva bulunamıyor
Zaman zaman kimi ' sol ' çevreler ' Yorgun Demokrat ' kasetinden sonra, Ahmet Kaya'yı 'Devrimci Arabesk' yapmakla suçladı. Ahmet Kaya bu iddiayı nasıl değerlendirirdi?
Ahmet, bu topraklara ait tüm kültürlere açmıştı kendini. Sol ya da aydın, bazı 'elit’lerin, sokağı, sokağın sesini, kültürünü hiç duymamaları sarsmazdı onu. Bazen yazıklandığı olurdu onlara bu kısır algılarından dolayı, bazen de tersine, onların yok saydığının altını çizerdi hep. Arabesk'i bir müzik türünden ziyade bir kültür olarak algılar ve bizimki gibi toplumlara ait olduğunu doğru anlamda çözümlerdi. Elbette o tarzdan etkilendiği gerçeğini bilirdi ama bu tarzın müzikteki yansıması olan kadercilikten uzaktı zaten. Müziğinde bolca duyulan yaylı (keman, viyola, çello vb.) seslerin bağlama gibi bir enstrümanla birlikte kullanılmasının yadırganması da söz konusu tabii, bu tanım, ya da sizin deyiminizle 'suçlama' için. Biraz da espriyle söylediği bir söz vardı, bunu Agos okurlarıyla paylaşmadan geçemeyeceğim: "Bizim aydınlarımız gün içerisinde birileriyle, ya da gece eşleriyle tartıştıkları zaman Chopin, Bach değil, gizli gizli Ahmet Kaya'dan Olmasaydı Sonumuz Böyle'yi dinleyip kahırlanırlar."
12 Eylül ' den sonra, Ahmet Kaya şarkılarında, yaşadığımız coğrafyanın toplumsal ve sosyal tarihini okumak mümkün mü?
1980 sonrası gençlikte Ahmet Kaya nasıl bir iz bıraktı? Bana göre mümkün. Ülke gündemi ile Ahmet Kaya şarkıları arasında hep bir paralellik vardır, çünkü o toplumcu ve muhalif bir sanatçıydı. Sokağı ve sokağa yansıyan her şeyi iliklerine kadar duyumsuyordu ve onu üretirken motive eden tam da buydu. Benim de ait olduğum ('78'liler' olarak tanımlanan ) kuşağın ve o kuşağın yaşadıklarının mikrofonu gibiydi Ahmet. Onların seslerinin derinlere kapatıldığı sıralarda, belki onların da yerine hayata ses kattığı için, özellikle o kuşağın kendisini Ahmet Kaya şarkılarında bulduğunu söylemek mümkün.
Yaşadığımız ülke demokratik ve özgür olduğu ve şartlar elverdiği zaman, Ahmet Kaya'yı hasretinden dayanamayıp kalp krizi geçirdiği ana toprağına getirmeyi düşünüyor masunuz?
"Demokratik ve özgür bir ülke " tanımı ben yaşıyorken hayat bulursa, elbette.
Şu an sembolik de olsa Ahmet Kaya'nın mezarında doğup büyüdüğü yer olan Malatya'dan (Kürecik) getirilen toprak var. Bir nebze de olsa, Ahmet Kaya, toprağı ile buluştu diyebilir misiniz?
Bu, sizin de söylediğiniz gibi elbette son derece sembolik bir şey. Yurttaşı olduğunuz ülkeniz tarafından bu kadar incitildikten sonra bu sembolik toprak ruhunuza iyi gelir mi bilemem ama, kendi adıma şunu söyleyebilirim: Bu durumu oluşturmak bana küçücük de olsa bir huzur vermiyor değil. Öte yandan, yine yurttaşı olduğunuz topraklarda yaşarken çok incitildikten sonra o topraklara gömülmek (sevgili Hrant Dink gibi) bu sonuçta payı olan kimi, ne kadar rahatlatır acaba? Bu mudur, bu aklı apaydın insanlara karşı yurdun görevi? Sorgulanmalı tabii…
Röportajlarınızda sık sorulmuş sorulardan biri: "Ahmet Kaya öldü mü?" ortalıkta Ahmet Kaya'nın ölmediğine dair çok fazla söylentinin dolaşmasının nedeni nedir sizce?
Onu sevenlerin böyle düşünüyor olmasını (çünkü onu uğurlayamadılar, tanıklık edemediler, şarkıları hayatın ortasında duruyor, buna hazırlıklı değillerdi vs) algılamakla birlikte, bunun üzerinden yapılan bazı şarlatanlıkları algılamakta zorlanıyorum elbette. Televizyonlara çıkıp bu konuda tezler ileri sürmelerini ayıplıyorum. Dünyanın her yerinde bu kadar beklenmedik ve ani kayıplara ilişkin efsaneler üretilir ama bunlar masumdur. Bu polemiği ciddi ciddi tartışmanın altında nasıl bir ruh durumu olduğunu açıklamakta zorlanıyorum ben.
Son olarak, Agos okurlarına bir mesajınız var mı?
Tümünü sevgi ve içtenlikle selamlıyorum. Ahmet'i ve Ahmet'ten Harput türküleri dinlemeyi çok seven ve bugün bu söyleşiyi bile Agos'u yaratmadaki emeğine ve inançlı kalbine borçlu olduğumuz sevgili Hrant Dink'imizin, yani o güzel atlara binip giden bu güzel insanların da bu dünyadan geçtiğini hiç unutmamalarını diliyorum . Şnorhagal yem .
Hasan Kahraman
Agos Gazetesi
« önceki yazı TÜRKÜLERİ İNCİTMEYECEĞİZ! |
sonraki yazı » Basından Satırlar |
AGOS gazetesine Ahmet Kaya'mıza göstermiş oldugu ilgisine karsılık tesekkürlerimizi-saygılarımızı iletiyoruz.Bizi, Ahmet Kaya'mızı unutmayanları, bir nebzede olsa gündeme getirebilen dogru ve dürüst medya mensuplarına bizimde saygımız sonsuzdur. Hrant Dink'e de Allahtan rahmet , ailesine başsağlıgı diliyoruz.
Yaşatmak yaşayana mahsustur.
Bunlardan biride AGOS'tur...
Biz bedenimizle değil, ruhumuzla insanız...
EyvALLAH
İçten bir ropörtaj olmuş... bize sunumunuz için tesekkürler..
Bi iki kelime ile aklımdan geçeni de eklemek istiyorum.. Evet bu ülkede bende kürtce yayınların tam olarak serbest olduğu sanmıyorum. Sokakda kürtce müzik dinlendiği zaman (ankara-istanbul-izmir gibi büyük sehirlerde özellikle) insanların böyle garipser tavırda bazen de küfür eder tavırda bakışlar atmadığı bir türkiye oluştuğu an, kürtçe müzik ya da yayın saygı görüyor ve serbesttir diyebilirim. Ben toplumda denk geldiğim için belirtmek istedim... Burjuva gençleri amerikan-ingiliz müzikleri dinlediği zaman sorun teşkil edilmiyor hatta imrenerek bakılıyor, ama kürtçe olduğu zaman tamamen tam tersi... Böyle adaletde demokraside eşitlikte kardeşlik(!)de olmaz!!! Neyse konuyu uzatmayım... tesekkürler Gülten ablamıza da bu güzel ropörtajı için...
Sevgili Ahmet Abiyi ve Hrant Dink'de saygı ile birkez daha anıyorum...
Sevgili Hrant Dink Türkiyemizin birçok aydını gibi katledilmiştir.Ahmet Kaya yı unutmayıp gazetelerinde yer verdikleri için minnettarız Agos Gazetesine. Sevgili yengemiz Gülten Kaya da Ahmet Kayanın soyismini büyük bir gururla taşımaktadır ona da en içten devrimci duygularımla teşekkür ediyorum röportaj gerçekten layıkıyla olmuş
röportaj güzel olmuş ancak bence yeteri kadar savunmamış Ahmet Kaya yı, şayet benimle olsaydı o röportaj onu daha çok yüceltecek şeyler söyleyebilirdim...
saygılarımla...
Yorum ekleyebilmek için, giriş yapmanız ya da üye olmanız gerekiyor.